Archive for sifa

SUYUN HAFIZASI VAR!

Fransız bilim adamı ( Fransız bilim adamları ve tarihçilerin üzerine ibnelik az bulunur ) Dr. Jacques Benveniste, araştırmalarda DNA hücrelerinin belli bir frekansta foton (ışık) yaydığını, farklı hücrelerin farklı frekansta titreştiğini, farklı titreşimdeki iki hücre yan yana geldiğinde yeni bir frekans oluşturup birlikte bu frekansta titreşmeye başladıklarını ve elektro manyetik dalgalar ile bir çağlayan yaratıp ışık hızında yolculuk ettiğini keşfetmiş. 1980′lerde başlattığı çalışmalarında suyun hafızası olduğunu anlamış. Suya bir madde ekleyerek bunu 1 milyon kez sulandırmış ve özel bir alet ile aşırı hızda karıştırarak o maddenin yok olacağını tahmin etmiş ama hala maddenin suda mevcut olduğunu görünce deneylere defalarca milyonlarca kez daha sulandırarak devam etmiş. Ancak ne kadar sulandırsa da suyun içine en başta eklenmiş olan maddenin yok olmadığını tespit etmiş. O zaman suyun yüklenen maddeyi bir şekilde hafızaya kaydettiğini anlamış. Bir başka deneyinde suya bir zehir yerine sadece zehirin frekansını yüklemiş ve aynen zehirin kendisi eklenmiş gibi içine koyulan sinekleri öldürdüğünü tespit etmiş.

suyun.JPGBenvenistenin araştırmalarını şüphe ile karşılayan Queens Belfast üniversitesi Profesörü Madeleine Ennis Avrupa ülkelerinde yelpazelenen bir araştırma grubuna katılmış. Fransa, İtalya, Belçika ve Hollanda’dan oluşan ekip Profesör M. Roberfroid tarafından koordine edilmiş. Belçika Katolik Üniversitesinde, Benvenistenin kullandığı orijinal deneyin daha rafine edilmişini kullanarak, yapılan uygulamayla ilgili her dört laboratuardaki bilim adamları deney solüsyonlarının içinde ne olduğunu bilmeden çalışmışlar. Hatta tüplerin bazılarında sadece saf su varmış. Tüm deney bağımsız bir bilim adamı tarafından koordine ediliyormuş. Bu kişi tüm solüsyonları kodluyor ve bilgiyi topluyormuş ama deneylerde bil-fiil çalışmıyormuş, bu yüzden yalan ve dolana yer kalmamış. Yapılan tüm deneyler Benveniste’nin sonuçlarını desteklemiş. Benveniste buna karşılık “12 sene önceye, bizim başladığımız noktaya gittiler” demiş. Benveniste ayrıca “Biyokimyevi maddelerin yaydığı sinyal kaydedilip internet aracılığı ile dünyaya yayılabilir ve bu sinyal biyolojik hücreleri sanki gerçekte o madde varmış gibi etkileyip değişim yaratır” demiş.

Unutmayalım ki; insan bedeninin %85′i sudur. Düşüncelerimiz ve konuştuklarımız bedenimizdeki suya kaydedilir ve o kalitede yaşarız. Şeklimizi, sağlığımızı ve hayatımızı biz oluştururuz. Yaşam muhteşem bir enerjisel danstır, frekansların uyumu, birleşmesi, çatışması, iç içe geçmesi, aşağı-yukarı, sağa-sola, zıt yönlere dalgalanmasının dansı.

suyun2.JPGMasaru Emoto:

“İÇİNDE SU OLAN ŞİŞENİN ÜSTÜNE YAZILMIŞ VEYA SÖZEL SÖYLENMİŞ OLAN SÖZCÜKLER, DÜŞÜNCELER, SUYA ÇALINMIŞ OLAN MÜZİK VEYA OYNATILMIŞ FİLM İLE SUYUN YAPISAL ÖZELLİĞİ DEĞİŞİR.”

Yaratıcı Japon bilim adamı Emoto’nun çalışmasında somut kanıtlarla insanın titreşimsel enerjisinin, düşüncesinin, kelimelerin, fikir ve müziğin, hatta son yaptığı çalışmalarda suya oynatılan filmlerin dahi suyun moleküler yapısını etkilediğini ispat etmiştir. Su bu gezegendeki yaşamın kaynağıdır. Beden bir sünger gibidir ve hücre denilen, sıvı dolu trilyonlarca odacıktan oluşur. Yaşamımızın kalitesi sıvımızın kalitesi ile direk bağlantı halindedir. Su son derece uyumlu bir maddedir. Fiziksel şekli kolayca bulunduğu ortama adapte olur. Fakat değişen sadece fiziksel şekli değildir, moleküler şekli de değişir. Çevreden aldığı enerji veya titreşimler suyun moleküler şeklini değiştirir. Bu anlamda su sadece görsel olarak çevresel durumu yansıtmaz, aynı zamanda moleküler anlamda da yansıtır.
Bay Emoto görsel anlamda bu moleküler değişimi belgelemekte. Su damlacıklarını dondurup fotoğraf çekme kapasitesi olan bir karanlık alan mikroskobu altında inceliyor. Yapılan çalışmalar çevresel etkilerin suda yarattığı moleküler değişimi açıkça ortaya koymakta. Bay Emoto dünyanın değişik kaynaklarından alınan ve değişik durumlarda olan suyun kristalize şekillerinde birçok büyüleyici farklılıklar keşfetmiş. Akarsulardan ve kaynaklardan alınan su çok güzel geometrik şekilleri olan kristal desenler gösterirken, sanayi ve yerleşimin yoğun olduğu yerlerden alınmış kirli ve toksik su ile su borularında, depolarda bekletilen durgun su damıtılmış olsa bile kesin olarak şekilsel bozukluk ve rast gele oluşmuş kristal şekiller oluşturuyor.

su.JPG

Bu fotoğraflar suyun inanılmaz yansıtmalarını gösteriyor. Canlı ve her duygu ve düşüncemize tepki veren bir madde. Suyun, çevresindeki titreşim ve enerjiyi kolayca kopyaladığı açıkça ortadadır. Su, bir şey söylendiğinde, ona aktarıldığında, anında etkilenmekte.

Fotoğraflardaki dondurulmuş sulara, dondurulmadan önce ya sözel olarak veya şişenin üstüne yazılarak resimlerin altında yazılı kelimeler yüklenilmiş. Su, kelimelerin enerjisini kopyalıyor ve görüntü olarak şaşırtıcı bir şekilde kelimenin manasını yansıtıyor. Kelimelerin enerjisel frekansları suyun moleküler yapısını değiştiriyor. Yapılan araştırmada ayrıca suya müzik çalınmış, film de oynatılmış. Örnek fotoğraflarda kelimelerin ve müziğin etkisini görebiliyorsunuz. Film oynatıldığında korku filmlerinin, şiddet içeren filmlerin kötü bir etkisi olup, şekil bozuklukları yarattığı görülmüş. (Bu yüzden sizlere bu tarz filmleri hiç seyretmemenizi veya mümkünse hiç olmazsa hemen uykudan önce seyretmemenizi tavsiye ederim. Uykudan hemen önce yapılan şeyler bilinçaltına daha çabuk yerleşir ve etkiler.)

Su hücreler arası bilgi alış-verişini sağlar. Bu şekilde var olabiliyoruz. Sizin gün içinde düşündüğünüz ve söylediğiniz her şey tüm hücrelerinizi etkiler, çünkü bedeninizdeki su bunların enerjisini kopyalayıp hücrelere dağıtır. Dolayısı ile siz bir bakıma düşündüğünüz ve konuştuğunuz şeyler olursunuz, bedeninizi de etkilersiniz. “Ben hep hasta olurum.” dediğinizde içinizde dolaşan su o kaliteye bürünüp bunu hücrelere iletir. “Beni hasta ediyorsun, seni öldüreceğim” cümlesi yüklenilmiş olan suyun fotoğrafına bakınız. Düşündüklerinizin ve konuştuklarınızın kalitesinde yaşarsınız. Tüm hayatınız ve sağlığınız hücrelerinizde var olan, atalarınızdan aktarılan ve kendi geçmişinizden gelen bedeninizdeki sudaki bilgilerin kaydıdır.

su2.JPGBir başka örnek var:

Solda “Teşekkür ederim!”, sağda “Seni aptal!”

Yandaki resimde Japonya’da iki ilkokul talebesinin, okul için yaptığı bir deneyin sonucunu görüyorsunuz. İki farklı şişeye pişmiş pirinç koyup şişenin birine “Teşekkür ederim!” diğerine ise “Seni Aptal!” diye yazmışlar. Bir ayın sonunda “Teşekkür ederim!” yazılan pirincin renginin sarı ve kokusunun helmelenmiş pirinç gibi olduğunu ve “Seni Aptal!” yazılan pirincin ise simsiyah ve kötü kokulu olduğunu, pirincin bile kelimelerden etkilendiğini görmüşler. Bu deney yayılmış ve dünyada birçok değişik insan aynı deneyi tekrarladığında aynı neticenin elde edildiğini görmüşler. Siz de deneyebilir, farklı kelime veya cümlelerle ne tür netice elde ettiğinizi görebilir, söz ve düşüncenin etkisini bizzat gözlemleyerek yaşayabilirsiniz.

Masaru Emoto’yla ilgili ayrıntılı İngilizce bilgi için:

http://www.masaru-emoto.net ve http://www.hado.net/index2.html sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.
Masaru Emoto’nun bilimsel çalışmaları, fotoğrafları ile yayınlanmış olan “The Message from Water” isimli kitabında bulunuyor. www.amazon.com‘da DVD olarak da bulabilirsiniz.

Yorum Yapın

Suyun Yararlari…

İHTİYACINIZ NE KADAR

Su ihtiyacınızı belirleyen pek çok şey var. Bunlardan bir bölümü sizinle, bir bölümü de çevresel faktörlerle ilintilidir. Yetişkin bir insan günde ortalama olarak 2-2,5 litre kadar su kaybeder. Böbrekleriniz, sindirim sisteminiz, terlemeniz ve solunumsal faaliyetleriniz su kaybınızın doğal yerleridir. Bedeninizin sıvı dengesini korumak, hücrelerinizi susuz bırakmamak için kaybettiğiniz kadar suyu gün boyunca, düzenli olarak yerine koymalısınız.

NASIL SU KAYBEDERİZ

Sindirim sistemi (ishaller), böbrekler (aşırı miktarda ve sık sık idrara çıkma halleri), terleme (aşırı sıcakla, egzersizle) veya solunum sistemi (yoğun fiziksel aktiviteler) yoluyla fazla miktarlarda su kaybı söz konusu olduğunda, bu kaybı telafi etmek için içtiğiniz su miktarını arttırmalısınız. Özellikle terlemenizin arttığı, bağırsaklar yoluyla sıvı kaybının çoğaldığı durumlarda su kaybınızın ciddi düzeylere ulaşabileceği unutulmamalı, hücre ve dokularınızı susuz bırakmamalısınız.

SORUN NASIL ÇIKAR

Sağlığınız için su alımınızı su kaybınıza göre belirlemeli, aldığınız ve kaybettiğinizi su miktarlarını dengelemelisiniz. Sorun genellikle ihtiyaçtan fazlasını değil, daha azını aldığınızda ortaya çıkar. Fazladan aldığınız bir miktar suyu böbrekleriniz (eğer sağlıklı iseniz) sizi üzmeden atar. Siz sadece daha sık tuvalete gitme ihtiyacı duyarsınız. Ama yeteri kadar sıvı tüketmez, ihtiyacınız olan temiz ve sağlıklı suyu vücudunuza vermezseniz önemli sorunlarla karşılaşmayı beklemelisiniz.

YAŞLI VE ÇOCUKLAR
Özellikle yaşlıların ve çocukların sıvı eksikliğine, yetersiz su tüketimine çok hassas olduklarını bilmelisiniz. Su içmek için susama duygunuzun sizi uyarmasını beklememelisiniz. Susama su ihtiyacınızın belirtisidir, ama bu duygu güvenilir bir işaret olma özelliğini yitirebilir. Özellikle ateşli hastalıklarda, yaşlılar ve çocuklarda bu uyarıyı beklememek, ona çok güvenmemek gerekir.

İÇME İSTEĞİ ZAYIFLAR

Daha çok su içmek için vücudunuzun size bir uyarısı olan ‘susama duygusunun’ gücü siz yaşlandıkça azalır. Yaşlı insanların su içmeyi hatırlamayacak kadar susamayabilmekte, su içmeyi unutup su ihtiyaçlarının farkına varmakta geç kalabilmektedir. Susama hissinin ortaya çıkabilmesi için 0.5-1 kilograma kadar su kaybı gerekiyor.

SU AZLIĞI NE YAPAR

Su kaybı yerine konulmadığı veya arttığında güçsüzlük, halsizlik ve bitkinlik hissi oluşuyor. Bedensel performans hızla azalıyor. Sıvı kaybının daha da artması halinde kan basıncında düşme, bellekte bozulma, hareket etmede gecikme ve güçleşme başlıyor. Eğer su kaybı sıcak bir ortamda oluşmuşsa sıcak çarpması veya sıcaklık şoku gibi ciddi sorunlar başlıyor. Eğer kayıp toplam su miktarının yüzde 20’sine ulaşmışsa yaşamsal riskler ortaya çıkıyor.

SAĞLIKLI SU İÇİN

Hangi yaşta olursanız olun sağlığınız için yeteri kadar kaliteli su tüketmelisiniz. Tükettiğiniz suyun sadece miktarlarına değil, temizliğine ve içeriğine de dikkat etmelisiniz. Sağlıklı suyun sağlıklı insan anl***** geldiğini bilmeli hücrelerinizin sadece susuzluğunu gidermekle yetinmemeli, onu sağlıklı bir su ile beslemelisiniz.

Su ihtiyacı hangi durumlarda artar
Sıcak ve nemli havalarda su kaybınız artmaktadır.

Hamilelerin ve süt veren annelerin su ihtiyaçları daha fazladır.

Çok sıcak veya soğuk ısılara maruz kaldığınızda, böyle bir ortamda çalıştığınızda, su ihtiyacınız artacaktır.

Yüksek posalı bir beslenme planı uygularken yeteri kadar su tüketmezseniz kabızlık sorunu ile karşılaşırsınız.

Uzun süreli havayolu seyahatlerinizde kabin ısısının yüksek olması halinde su kaybınız artar, su ihtiyacınız çoğalır.

Ağır bedensel faaliyet gerektiren bir iş yapıyorsanız, yoğun ve uzun süreli bir fiziksel aktivitede bulunuyorsanız terleme yolu ile su kaybınız artacaktır. Fiziksel çabanızın yoğun ve uzun süreli olması solunum yolu ile de su kaybı artışına yol açabilir.

Ateşli hastalıklarda, ishal ve kusma gibi sorunlarınızda su kaybınız ciddi düzeylere ulaşabilir. Susuzluk hastalığınızın seyrini ağırlaştırabilir. Bağışıklık cevabında yetersizliğine yol açarak iyileşme sürecinizi zora sokabilir…

Yorum Yapın

Üzüm çekirdeği

O birçok hastalığı iyileştirebilir, ama kan damarlarını güçlendirmede ve damarlarda varis oluşumuyla mücadelede bir benzeri yoktur.Cinsel isteği artırır.Cilt kırışıklıklarını önler.Aspirin den daha etkili kanı sulandırdığı kanıtlanmıştır.İçindeki yüksek orandaki liften dolayı bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.

O başınızdan ayaklarınızın ucuna kadar her bir dokuyu kanla besleyen, incecik kılcal damarlardan , geniş Atardamarlara ve toplardamarlara kadar, o karmaşık ve harikulade kan damarları ağı-sizin yaşam hattınızdır.

Bu kan damarlarının bütünlüğü ve gücü, kalbinizin düzgün işleyişiyle birlikte , sağlığınızı ve yaşamınızı Sürdürebilmeniz için, tartışılmaz biçimde en önemli etkenlerdir.Eğer kan damarları yaşlanır,hastalanır,zayıflar,İncelir ve kan sızdırırsa, sağlığınız tehlikede demektir. Eğer oksijeni taşıyan kan düzgün bir biçimde akmıyorsa Kalp kasınız hasar görebilir. Beyin hücreleriniz ölebilir yada iyi çalışmayabilir, bacak kaslarında kramplar ve dolayısıyla sancı olabilir ve görme gücünüz azalabilir.Eğer bir kan damarı sızdırıyorsa ya da yırtılırsa, bir beyin kanaması veya felç geçirebilirsiniz, yada kılcal damarlar cildinizin yüzeyinde belirebilir.Diş etleriniz ve burnunuz kanayabilir; bacaklarınızda varisler çıkabilir.Geçirgen kan damarlarından sıvı sızıntısı olabilir ve bu da şişkinliğe ve ödeme yol açabilir.

Hiçbir şey dolaşım sisteminizi oluşturan bu millerce uzunluktaki kılcal damarların, toplardamarların ve atardamarların sağlıklı olmasından daha önemli değildir.

Peki, hiç kimse size zayıflamış kan damarlarını güçlendirip normal sağlıklarına döndürebilen, dolaşım bozukluklarını düzeltebilen ve önleyebilen bir ilaçtan söz etimi?

Böyle benzersiz doğal bir deva var; O; Avrupa da şaşırtıcı bir başarıyla, yaygın olarak kullanılan bir ilaçtır.Hiçbir yerde onun gibi başka bir ilaç yoktur.

Bilim çevrelerindeki yaygın adıyla OPC, damar hastalıklarını tedavi etmede ustadır.;

Çünkü o; aslında zayıflamış kan damarlarının yapısını güçlendirir.Onun başka bir biyolojik

Faaliyeti var.O; bilinen en güçlü antioksidanlar’dan biridir;bazı testlere göre,

E vitaminden 50 kat daha güçlüdür.Antioksidanlar, çoğu hastalığa teşvik eden, altta yatan kimyasal nedeni (serbest radikalleri) etkisiz kılabilirler

Üzüm çekirdeği, 40 yıldır Avrupa da, özellikle Fransa da etkili bir biçimde kullanılmaktadır; Başka yerlerde ise daha yeni yeni dikkat çekmeye başlamıştır. Örneğin, Amerika da, Birçok kişi kullanmanın sonucunda yaşadığı olağanüstü iyileşmeyi anlatarak bu devayı övmektedir. Bunun yaraları daha iyi bilindikçe, gördüğü rağbeti de artacağı kesindir

Bazı uzmanlar Üzüm çekirdeğini bitkisel besin takviyeleri arasında bir süper star olarak ve onu insan sağlığına yaralı olma konusunda en çok potansiyele sahip deva olarak değerlendirecek kadar ileri gitmişlerdir.

O Nedir?

1947’de Bordeaux Üniversitesinden emekli tıp profesörü, Tanınmış Fransız kimyacı Jack Masquelier ilk üzüm çekirdeğini; Fakültesinin dekanının hamilelikten ötürü aşırı ödemi olan eşine verdiğini anlatıyor. Kadını şişmiş bacakları o kadar yorgundu ki, güçlükle yürüyebiliyordu. “Dekanın eşi 48 saat içinde iyileşti” diyor Masquelier. “O halde, benim üzüm çekirdeğinde özel bir şeyler olmalıydı”. 1950 de üzüm çekirdeği Resivit olarak bilinen ve Fransa da satılan ilk damar koruyucu ilaç oldu. Yaklaşık çeyrek yüzyıl sonra doktor Masquelier in üzüm çekirdeğine dayanan ve Endotelon adı verilen bir başka ilaç Fransa da piyasaya çıktı. 1979 da Masquelier başarılı buluşuna “psinogenoller” ismini verdi. Bu yunanca da onun çok yönlü kimyasını tanımlayan genel bir sözcüktü. (Pycnogenol terimi daha sonra, Horphag Research Limited adlı İngiliz firmasının patentli tescilli ticari markası oldu)

Doktor Masquelier ayrıca kırmızı şarabın antioksidan, atardamar koruyucu etkisinin üzüm çekirdeğinde bulunan OPC den kaynaklandığını söylemektedir.

Kanıt Nedir?

Eğer Fransa’da yaşıyor olsaydınız büyük olasılıkla, üzüm çekirdeğini en çok varis tedavisinde önde gelen bir ilaç olarak bilirdiniz.Varis, damarların büküldüğü ve gerildiği, yangılandığı ve derinin altında morumsu, uzamış kabarıklıklar olarak göründükleri, biçimsizleştirici, ağrı verici bir durumdur.

İncelemeler alınan üzüm çekirdeğinin damarları gerçekten güçlendirebildiğini, sağlamlaştırdığını ve esnekliklerini yeniden kazandırdığını, böylece tekrar derinin içine çekilmelerini sağlayabildiğini gösteriyor. Doktor Masquelier ve meslektaşları, üzüm çekirdeğinin varis üzerindeki etkisini doğrulayan 9 deney inceleme yapmışlardır.Üzüm çekirdeği ayrıca bedende sıvı birikimini, yani ödem i azaltmaktadır. Damar duvarları zayıfladığında toplardamarların içinden akan sıvılar dışarıya sızar ve şişkinliğe yol açar.

Üzüm çekirdeği kılcal damarları güçlendirerek ve başka biyolojik manevralar yaparak ödemi ve şişkinliği azaltır. Bu da yüksek tansiyon, konjestif kalp yetmezliği ve spor yaralanmaları sonucunda oluşan şişliklerle mücadelede önemli olabilir.Buna ek olarak üzüm çekirdeği göz kamaşması, gece körlüğü, maküler dejenerasyon gibi göz sorunlarının, arterit in, saman nezlesinin, alerjilerin ve burun kanamalarının tedavisinde kullanılmıştır.

“ Eğer düzenli olarak üzüm çekirdeği alırsanız, damar duvarlarınız güçlenecektir.” Diyor Doktor Masquelier. Doktor, sizin üzüm çekirdeğine ihtiyacınız olup olmadığını şöyle anlayabileceğinizi söylüyor; “Sabahleyin dişlerinizi fırçalarsınız ve dış etlerinizin kanadığını görürsünüz. Yada göz korneasında bir kan lekesi fark edersiniz. Veya geceleri kendinizi yorgun hissedersiniz, baldırlarınız şişer ödem olduğunu fark edersiniz. Bu durumda damar zayıflığından muzdaripsinizdir ve üzüm çekirdeği tüm bu patolojik mekanizmalarla mücadele eder”.

AVRUPA DA ONLARCA YIL SÜREN ARAŞTIRMA

Avrupalılar, 40 yıldır, öncelikle varis olmak üzere, kılcal damarlarla ve dolaşımla ilgili bozuklukları geçirmek için üzüm çekirdeği tedavisinden yararlanmıştır. Ve büyük bölümü Dr.Masquelier ve meslektaşları tarafından yapılan bu araştırma çok etkileyicidir.

1995 te İtalyan araştırmacılar bu araştırmayı gözden geçirerek üzüm çekirdeğinin

gerçektende bazen diğer güçlü ,eczacılık ilaçlarından daha iyi iş gördüğü sonucuna vardılar. 1981 de varisli elli hasta üzerinde yapılan çift kör kontrollü bir deneyde, günde 150 mili gramlık üzüm çekirdeğinin ağrıyı yanma karıncalanma hissini ve atar damarların şişme derecesini azaltmada, yaygın olarak kullanılan bir eczacılık ilacından (diosmine) daha hızlı ve uzun süreli etkili olduğu bulundu.tüm belirtiler 30 gün içerinde düzeldi.Bir başka incelemede, yaygın varisli hastalara sadece bir kere verilen 150 ml gram üzüm çekirdeği standart bir testle titizlikle yapılan ölçümlere göre, hastaların toplar damarlarının bir ölçüde güçlendirmişti .

1985 de toplam damar yetersizliği yada varisi olan 92 Fansız hasta üzerinde yapılan bir başka çift kör kontröllü deney, 28 gün boyunca 300 ml gram üzüm çekirdeği almanın, ağrıyı, karıncalanma geceleyin giren bacak kramplarını ve şişkinliği % 50 den daha fazla azalttığını gösterdi. Hastaların %75 üzüm çekirdeği ilacıyla düzelme gösterdiler bu da bu ilacı etkisiz haptan iki kat daha etkili kılmıştı

üzüm çekirdeğinin aynı zamanda gözler içinde iyi bir ilaç olduğu kanıtlanmıştır

O gece görüşünde önemli olan parlak ışıkların neden olduğu göz kamaşmasını geçirmeye

Yardımcı oluyor. Fransa da 100 denek üzerinde yapılan iki ayrı incelemede 5 hafta boyunca günde 200 miligram üzüm çekirdeği almanın parlak ışıklara maruz kaldıktan sonra görme keskinliğine yeniden kavuşma durumunu çarpıcı biçimde artırdığı anlaşıldı.başka testlerde üzüm çekirdeği ürünün bir bilgi sayar ekranı karşısında çalışmanın neden olduğu göz gerilimini geçirdiği ve miyop kişilerde retinanın işlevini ve duyarlılığını düzelttiği görülmüştür. Birkaç incelemede üzüm çekirdeği özellikle şeker hastalarında göz bozukluğuna neden olan retinopati nin tedavisinde başarılı olduğu görüldü . Normal dozlar günde 100 ila 150 miligram üzüm çekirdeği güçlü antidoksidan faaliyeti onu ciddi bir göz hastalığı olan yaşlanmaya bağlı maküler dejenerasyon için de ideal bir ilaç yapılabilir diyor Nebraska üniversitesinde Antidoksidan otoritesi olan doktor Denham Harman.Çünkü Üzüm çekirdeği gözlerin küçük damarlarında lokalize olma eğiliminde dirler. Daha güçsüz olan diğer antidoksidanlar maküler dejenerasyonun ilerlemesini geciktirmişlerdir.

DR.DİKSON’UN MUCİZESİ

“göz hastalığımı durdurdu”

Güney Georgia da küçük bir kasabada bir optometrist olan 76 yaşındaki Madison Diskon yaklaşık 40 yıldır iki ciddi yaşlanmaya bağlı göz sorununu (Katarakt ve Maküler dejenerasyon) geciktirmek için esasen C vitamini ve beta caroten olmak üzere antidoksidanlar kullanmaktaydı. Bu yüzden Fransa’dan gelen Üzüm çekirdeği adlı yeni ve süper güçlü bir antioksidan dan haberdar olunca bunun görme gücünü koruma konusunda daha da yaralı olabileceğini düşünerek heyecanlandı. O özellikle maküler dejenarosyondan ötürü sağ gözünün görüşü azaldığı için endişeleniyordu. Bu durumda retinanın minik merkezi olan makula bozulmaya uğrar ve bu bazen en sonunda körlüğe neden olabilir. İncelemeler antidoksidan ların onun ilerleyişini yavaşlatabildiğini göstermesine rağmen bu durum için tıbbi yada cerrahi bir tedavi yoktur.

Dr.Dikson 1993 de üzüm çekirdeği almaya başladı. Sonuç onu çok mutlu etti. Maküler dejenerasyonu kötüleşmeye devam etmedi keza kataraktı da öyle. O düzeltilmemiş görüşün hala 20/30 dur diyor. Hastalığın yavaşlamasını öncelikle üzüm çekirdeği ekstrasına bağlıyorum. Diskon başlangıçta günde sekiz üzüm çekirdeği kapsülü aldı ve dört ay sonra bu dozu iki kapsüle indirdi.

Dr.Dikson kısa bir süre önce emekliye ayrılana dek hastalarına da üzüm çekirdeği tavsiye etmiş ve bu hastaların hepsinin gözlerinde düzelme olduğunu, bunun yanı sıra ciltlerindeki kırışıklıkların azaldığını erkek hastalarda cinsel arzunun arttığını gözlemledi O sadece yarar görmeyen tek bir hasta bile bilmiyorum

Üzüm çekirdeği antidoksidan’ı ilerlemiş romatizma arteriti olan eşim jane için de bir mucize gerçekleştirdi diyor Dikson Jane iki diz ve bir kalça protezi ameliyatı geçirmiştir ve diğer kalçasına da protez takılması söz konusuydu. Diskon doktorun diğer kalçanın röntgen filmine bakıp yaklaşık 6 ayla 1 yıl içinde buna da protez takacağız dediğini hatırlatıyor bu dört yıl kadar önceydi. Dr şimdi şaşkınlık içinde ama biz artık ameliyatı düşünmüyoruz bile. Doğrusunu söylemek gerekirse . Eşim Üzüm çekirdeği aldığından beri bu kalçası ona ameliyat edilmiş kalçasından daha az sorun çıkartıyordu.

YÜKSEK TANSİYONU DÜŞÜRÜYOR

Üzüm çekirdeği tansiyonu ve onun sonuçlarını düzeltmeye yardımcı olabilir. Araştırmaların gösterdiğine göre , yüksek tansiyonlu insanlar genellikle çok geçirgen olan, zayıf kılcal damarlara sahipler; bu da onların kılcal damar kanaması geçirme ve göz retinasındaki kan damarlarının yırtılma olasılıklarını artırıyor. Macaristanın en seçkin bilim adamlarından biri olan Dr.miklos Gabor’un yaptığı geniş incelemelere göre, üzüm çekirdeği yüksek tansiyonlu deneklerde kılcal damarları güclendirmiştir. Dr. Gabor, “Bunun insanlar için anlamı, üzüm çekirdeğinin beyindeki ve gözlerdeki kılcal kan damarlarının yırtılacak kadar zayıflamalarını önleyebileceğidir, diyor. Gerçektende Fransız araştırmacılar , üzüm çekirdeği yüksek tansiyonu ve veya şeker hastalığı olan kişilerin kılcal damar direncini etkisiz şeker hapı alanlara kıyasla yüzde 25 artırdığını buldular.

Üzüm çekirdeği kılcal damar direncini yada gücünü artırma yeteneğinin ikna edici bir gösterisinde, Dr. Rohdewald ve meslektaşları, yaşlı kişilerin derilerine, deri içinde kolayca micro kanamalar oluşturan bir vakum uyguladılar. Ama denekler 100 miligramlık tek bir Üzüm çekirdeği aldıktan sonra mikro kanamayı oluşturmak için gerekli vakum gücünün belirgin bir biçimde artırılması gerekti.” Bu Üzüm çekirdeğinin kılcal damarları güçlendirdiği, böylece onların eskisi kadar kolayca sızıntı yapmadığı yada kanamadığı anlamına geliyor,” diyor Profesör Rohdewald.

Dahası, yangının ve şeker hastalığının kan damarlarının geçirgenliğini anormal biçimde artırdığı iyi bilinir. Paris Üniversitesindeki Fransız bilim adamlarına göre ,hayvanlara Üzüm çekirdeği verilmesi, beyin kılcal damarlarının, kalbin aort’unun ve kalp kası kılcal damarlarının gerginliğinin böyle zarar verici biçimde artmasını önlemiştir.

MARİAN’IN MUCİZESİ

“ O alerjimi iyileştirdi”

Avrupa da yapılan incelemeler üzüm çekirdeğinin histamin salgılanışını önlediğini de göstermiştir.bunun solunum yolları alerjik reaksiyonlarından, özelliklede saman nezlesinden mustarip olanlar için etkileri aşikardır. Üzüm çekirdeği anti histamin etkisi yapabilir. Gerçektende, büyük bir amerikan besin takviyesi firmasında yeni ürünler yöneticisi olan Marian Holtan jensan Üzüm çekirdeğinin on üç yıldır devam eden polen alerjisini çok kısa bir sürede sona erdirdiğini gördüğünde çok şaşırmıştı.

O üzüm çekirdeğinin alerjilere iyi geldiğini işitmiş, ama buna inan mamıştı “Bunun doğru olduğuna inanmadım .ben doğal olarak kuşkucu biriyimdir” diyor ancak şimdi Amerikada dr. Jack masqyelier’in tru olarak adlandırılan, Fransız üzüm çekirdeği ilacı Endotelon için bilimsel kanıtları gözden geçirirken , onun anti histamin olarak etkililiği üzerinde yapılmış arştırmaları gördü. Kendi kendine, “Pekala bunu bir deneyeceğim” dedi. Daha önce birçok alerji-önleyici ilaç almış, ama onlardan nefret etmişti. “ seldane gibi her türlü reçeteli ilacı kullanmıştım, ve aldığım her ilaç beni sersemletip uyuşturuyordu” Bir antihistamin olarak, Dr.Masquelier’in Üzüm çekirdeğinden Fransa’da önerildiği gibi günde 300 miligram aldı

“Kısa bir süre içerisinde, tıkalı sinüsler, akan gözler ve boğazda ki kaşıntı, tüm o berbat durum geçti. Hayret içindeydim” O hala, her gün 150 miligram üzüm çekirdeği almaya devam ediyor ve “ o günden beri alerjim en kötü alerji mevsimlerinde bile nüksetmedi,” diyor.

O nasıl iş görüyor?

Üzüm çekirdeğinin esas ünü, onun, yaşlılık ve hastalık ile zayıflayan kan damarları duvarlarını güçlendirme yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Üzüm çekirdeği kan damarlarının kırılganlığını düzeltir, onları daha sağlam ve esnek hale getirerek, kanın kolayca akmasını ve dışarıya sızmasını sağlar. Üzüm çekirdeği bunu gerilme, sızdırma yada yırtılma olasılığı daha az olan, daha gülcü, daha kalın ve daha sık dokunmuş kan damarı duvarları oluşturarak başarır.

Dr.Masquelier’in de açıkladığı gibi, damar duvarındaki iki protein-kollajen ve elastin –damar duvarının elastikliğini ve geçirgenliğini, bu duvarın sağlam, güçlü ve esnek mi olacağını, yoksa kırılgan ve sızıntılımı olacağını büyük ölçüde belirler. Üzüm çekirdeği proteine bağlanarak , onların yıkıcı enzimler tarafından bozulmalarını önler ve onların birleşmelerini ve olgunlaşmalarını teşvik eder.Kısacası, Üzüm çekirdeği kan damarlarını güçlü ve dirençli yapan bağ dokusunun yapısını kuvvetlendirir.

Üzüm çekirdeğinin kan damarlarını koruma gücü,kısmen, yangıyı-önleyici faaliyetinden kaynaklanır; yangının atardamarların bozulmalarına büyük katkıda bulunduğu giderek daha çok kabul edilen bir görüştür. Üzüm çekirdeği ayrıca histamin salgılanışını düzenleyen enzimlerin aktivitasyonun engelleyerek bir anti histamin olarak etki yapar. Üzüm çekirdeği bir eczacılık anti histamini olarak piyasa sürülmemiş olmasına rağmen, bir antihistamin gibi etkili oluyor. Diyor Dr.Masquelier.

İhtiyacınız olan miktar

Üzüm çekirdeğinin tavsiye edilen miktarı günde 150 ila 300 miligramdır; damar sağlığını korumak iççin gerekli doz ise günde 5-10 gramdır.

Güvenlik etkeni

Üzüm çekirdeği besin takviyelerinde yaygın olarak bulunduklarından, güvenli olarak kabul edilirler; ve Alman araştırmacı Profesör peter Rohdewald tarafından kanıtlar üzerinde yapılan incelemeye göre, laboratuar fareleri, sıçanları, hint domuzları ve köpekler üzerinde yapılan toksisite testleri sonucunda, üzüm çekirdeğinin toksik, mutajenik (genetik değişim yaratıcı) karsinojenik( kanser yapıcı) olmadığı , yan-etkilerinin bulunmadığı saptanmıştır. Ayrıca uzmanların dediklerine göre, insanlar üzerinde yapılan üzüm çekirdeği testlerinde doktorlar ters etkilere rastladığını bildirmemişlerdir.

PYCNOGENOL’E KARŞI ÜZÜM ÇEKİRDEĞİMİ ?

Ticari olarak, OPC’yi bir üzüm çekirdeği yada bir çam kabuğu ekstrası( marka ismi Pycnogenol’dür), yada bu ikisinin bir birleşimi olarak alabilirsiniz. Bunlardan hangisinin daha iyi olduğu konusunda epey tartışma olmuştur. Hangisinin daha ucuz olduğu iyi bilinir: Üzüm çekirdeği en yüksek kaliteli üzüm çekirdeği fiyatı bile pycnogenol’ün fiyatının üçte biri ila yarısıdır. Dahası Avrupa’daki araştırmaların neredeyse tümü çam kabuğu yada pycnogenol üzerine değil üzüm çekirdeği üzerinde, esasen Dr.masquelier’in formülü üzerinde yapılmıştır.Şimdi hem Avrupa’da hem birleşik Devletlerde Pycnogenol kullanılarak yeni incelemeler yapılıyor olmasına rağmen onunla ilgili iddiaların çoğu aslında üzüm çekirdeği üzerinde yapılan araştırmalardan kaynaklanmaktadır.

Böylece, birçok uygulamacı için soru, bu maddelerden hangisinin kullanılacağı ve tavsiye edileceği oluyor. Bitki kimyasallarının tıbbi değeri üzerine birkaç kitabın yazarı olan seattle’lı Dr.Michael Murray, üzüm çekirdeğinin kanıtlanmış etkisiyle ve fiyatıyla çam kabuğundan daha üstün olduğunu belirtiyor. Üzüm çekirdeğinden elde edilen OPC’nin fransa’da sağlık bakımı doktorları tarafından tercih ve tavsiye edilen tür olduğuna, orada üzüm çekirdeğinin

Pycnogenol’den dört kat daha fazla sattığına işaret ediyor. Dr. Murray, A.B.D.’de y Pycnogenol’ün üzüm çekirdeğinden daha fazla satmasının nedeninin saldırgan pazarlama ve yanlış bilgilendirme olduğunu söylüyor.

Tüketicinin dikkatine

Üzüm çekirdeği ürünlerinin kalitesi üründen ürüne değişir. Bir çok firma değişik tarzlarda üzüm çekirdeği ürünü üretiyor ancak onun bio yararlarını kullanarak bedeniniz tarafından nasıl emildiğini kendiniz test ederek anlayabilirsiniz.

O NU DENEMELİ MİSİNİZ?

Eğer kan damarlarınızı yardıma ihtiyacı olduğuna düşünüyorsanız. Cildinizde kırışıklıklar günden güne fazlalaşıyorsa, cildiniz cansız ve solgun görünüyorsa ,cinsel yaşantınızda kendinizi yetersiz buluyorsanız (özellikle diyabet hastaları, kalp hastaları) ,kalple ilgili sorunlarınız varsa, ani kalp krizi riskinden kurtulmak istiyorsanız, görme gücün de yaşlanmaya bağlı bozulma, şişlikler ve ödem, alerjiler, yüksek tansiyon, kolayca kanama ve morarma eğilimi varsa, veya ailenizden birileri yada siz daha önce kanamaya bağlı felç geçirmişseniz, veya şeker hastalığınız varsa ( bu kan damarlarının daha geçirgen hale geldikleri bir rahatsızlıktır) varis ve hemoroit gibi sorunlarınız varsa dahası yaşadığınız anda ve ilerleyen yaşlarınızda zinde ve sağlıklı bir yaşam istiyorsanız üzüm çekirdeği akıllıca bir çözüm olur. Diğer bunu özelliğini taşıdığı zannedilen veya sentetik kimyasal ilaçlar arasında bununla kıyaslanabilecek hiçbir güvenli alternatif yoktur .üzüm çekirdeği güvenlidir zayıf ve bozulmakta olan dolaşım sistemli bir bedene yepyeni bir sağlık boyutu katabilir. Bir düşünün eğer üzüm çekirdeği her hangi bir kan damarları duvarlarını güçlendiriyorsa o aynı şeyi bütün atar damarlar, toplar damarlar ve kılcal damarlar için de yapar. O seçici değildir. O siz bir çok hastalığın temel kaynağı olan kan damarlarıyla ilgili, sorunlarda muazzam bir biçimde destekler.

O başka neye iyi gelir?

Üzüm çekirdeği bir antioksidan olduğundan, araştırmalar onun atar damar duvarlarında lipit birikiminin oluşmasını önleyerek, kolesterolle mücadele ettiğini göstermektedir. Üzüm çekirdeğini kılcal damarlardaki kan akışkan lığını hızlandırarak cinsel isteği müthiş derecede artırır. En ince kılcal damar duvarını onararak cilt kırışıklılarını giderir ve cildin daha genç ve canlı görünmesini sağlar. Yaşlılıktaki en önemli etken damar duvarlarının zayıflaması ve kandaki trombosit miktarının artarak kanın pıhtılaşmasından dolayı hareketler zayıflar ve refleksler zayıflar Üzüm çekirdeği kandaki trombosit miktarını azaltarak yaşlılıkta yaşanan

Bu sorunları büyük ölçüde giderilmesini sağlar. Üzüm çekirdeğinin yangıyı önleyici faaliyeti artrit, alerjiler, bronşit ve astım gibi yangılı hastalıkları geçirmeye yardımcı olabilir. Üzüm çekirdeği ayrıca, kalp krizlerini ve felçleri tetikleyen tehlikeli kan pıhtılaşması eğilimlerini de düzeltir. Arizona Üniversitesinde bir araştırmacı olan Dr.ronald Watson, kısa bir süre önce, Üzüm çekirdeğinin trombosit kümelenmesini, yani, tehlikeli kan pıhtılaşmasına yol açan kan yapışkanlaşmasını normale döndürdüğünü doğrulamıştır.Dr. Watson, insanlar sigara içtiklerinde, onların trombositler’inin pıhtılar oluşturma eğilimiyle kümelendiklerini göstermiştir. Ancak üzüm çekirdeği aldıktan sonra yavaş yavaş normale dönmüştür.

O AYNI ZAMANDA BİR BEYİN İLACIMIDIR?

Üzüm çekirdeğinin şaşırtıcı bir kullanımı, dikkat eksiliği sendromu (DES) tada dikkat eksikliği hiperaktiflik sendromu ( DEHS) olarak bilinen o şaşırtıcı konsantrasyon ve dikkat bozukluğundan mustarip insanlar arasında ortaya çıkmıştır. Bunun DES’li i insanlar, alerjiler gibi başka bir amaçla üzüm çekirdeği aldıklarında , dikkat eksikliğinin klasik belirtileri olan konsantrasyon ve zihinsel odaklanma eksikliğinde bir iyileşme olduğunu fark ettiklerinde , tesadüfi bir biçimde başladığı söylenir. Başkaları da bunu işitip, bu devayı kullanmaya başlamışlardır. Bu DES davası kulaktan kulağa yayılmıştır Internet’te ve doğal ürünler satan işyerlerinin vitrinlerinde sıkça boy göstermeye başladı.

Üzüm çekirdeğinin bu amaç için kullanımı geniş çapta incelenmiştir. Ancak Oklahoma, Tulsa’da dikkat eksikliği sendromunun tedavisinde uzman olan psikolog marion Sigudson (Ph.D.) yaptığı ilk deneyde Üzüm Çekirdeğinin çarpıcı yararlarını keşfetmiştir.Dr.Sigurdson, üzüm çekirdeği ve çam kabuğunun bir karışımını kullanarak bunun DES tanısı konulmuş otuz çocuk ve yetişkin üzerinde, Ritalin de dahil olmak üzere, yaygın olarak kullanılan reçeteli ilaçlar kadar iyi iş gördüğünü keşfetti. Deneklere çeşitli koşullar altında ( her zamanki ilaçlarını alıyor, yada almıyorlarken, veya sadece üzüm çekirdeği alıyorlarken ) dikkatlerini, konsantrasyonlarını ve DES’deki diğer önemli etkenleri ölçmek için bir dizi bilgi sayar testi ve davranış testi verildi. Onlar ilaçlarını almadıkları zaman ,DES’leri kötüye gitti İlaçları aldıklarında, durumları çok daha güzeldi. Ama Üzüm çekirdeği günlük dozlarını aldıklarında, test puanları ve davranışları,ilaçları aldıkları zamanki kadar düzelme gösterdi. Bir başka deyişle üzüm çekirdeği çoğu denekte ilaçlardan daha iyi etki göstermiştir. Genel olarak, çocuklar daha düşük bir dozla yetişkinler ise daha yüksek dozlarda düzelme gösterdiler.( Deneklerin birçoğunda kalp atışlarında azalma, dirsek ağrısının ve sivilcelerin geçmesi, erkek deneklerde cinsel isteğin artması, uykuların ve ruh halinin düzelmesi bayan deneklerde ciltlerinin daha canlı ve zinde olduğu gibi başka olumlu etkiler görüldü)

Bilimsel olarak bu nasıl mümkün olabiliyordu? Nasıl oluyor da, sıradan üzüm çekirdeği güçlü bir eczacılık ilacından daha iyi denebilecek kadar büyük bir etki yapabiliyordu.? Üzüm çekirdeği araştırmalarında uzmanlaşmış Californialı bir danışman olan Marcia Zimmerman’a göre Tıp literatüründe olası eylem mekanizmalarını ima eden bazı bilgiler var Zimmeman hücre kültürlerinde yapılan incelemelerin gösterdiği üzüm çekirdeği beyin hücreleri arasında mesajlar taşıyan ve “uyarıcı” tepkilerle ilgili olan kimyasalları, yani dopamin ve norepinefrin adı iki önemli sinirsel-ileticiyi kontrol eden enzimleri düzenleyerek etkiliyor olabileceğini belirtiyor. Yani araştırmalara göre, üzüm çekirdeği ayrıca,DEHS’e yararlı olan çinko,manganez, selenyum ve bakır besinlerin beyne ulaşmasına da yardımcı oluyor. Buna ek olarak, üzüm çekirdeklerinin dikkate değer antioksidan faaliyetti, beyin hücrelerini dengelemeye ve serbest radikallerden gelen zararı etkisiz kılarak işleyişlerini düzeltmeye yardımcı olabilir.

STEVEN’IN MUCİZESİ

“ Artık, başladığım işi bitirebiliyorum”

Psikolog Steven Tenenbaum, geçmişe dönüp baktığında, konsantre olmakta,dikkatini vermekte ve bir şeye odaklanmakta hep zorlanmış olduğunu fark ediyor. O , okulda, özellikle matematikte, zayıf bir öğrenciydi.karnesinde, davranış bölümüne, “O hiç yerinde duramıyor” diye yazıldığını hatırlatıyor. 0, hıperaktifve düşünmeden hareket eden biriydi, ve dikkat sorunları vardı. Ama, ancak 1984’de, yirmibeş yaşında St Louis’teki Washıngton Universitesi’de bir psikolog olmak için doktora yaparken, kendisinin tipik belirtileri kısa dikkat süresi, düşünmeden hareket etme ve bazen de hiperaktiflik olan, dikkat eksikliği hiperaktiflik sendromu (DEHS) denilen bir nörolojik bozukluğu olduğunu anladı. Bu sendromun, hem çocuklar, hem yetişkinler olmak üzere, % 4ila 7 sini etkilediğini belirtiliyor.

Normal koşullar altında, Dr.Tenenbaum, DEHS için yaygın olarak verilen Ritalin, Dexedrine, yada cylert gibi uyarıcı ilaçlara bel bağlardı. Ancak kendisi hobi olarak uçak kullanmayı öğrenmişti, ve eğer böyle ilaçlar alırsa, Federal Havacılık Yönetimi’nin kurallarına göre, pilotluk ehliyetini kaybedecekti. Böylece, yıllarca ilaç kullanmadan bu sorunu yenmeye çalıştı. Doktorasını aldıktan sonra, St Louis’de Dikkat Eksikliği Merkezini kurdu. Bu merkezin amacı, DEHS’li çocukların bu sorunla başa çıkma yeteneklerini geliştirmek ve bu konuda danışmanlık hizmeti vermekti.

1995’te, Dr. Tenenbaum, hastalarından, ana-babalardan ve Internet’te iletişim kurduğu insanlardan DEHS için alternatif tedaviler duymaya başladı. Böyle maddelerden biri olan Üzüm çekirdeği hakkında söylenenler Tenenbaum’un özellikle ilgisini çekti. Onu denedi ve sonuçtan çok etkilendi.”Onu aldığım bir buçuk yıl içinde verimliliğin %40 ila 50 oranında arttı.Şimdi artık başladığım işi bitirebiliyorum” diye sevinçle anlatıyor.Günde üç kere aldığı üzüm çekirdeği olmadan, o zihnen dağınık ve odaklanamaz hale geliyor.

“Böyle olduğunda, hemen üzüm çekirdeği alıyorum, ve on beş dakika sonra, üç buçuk saat kadar sakinleşiyor,rahatlıyor ve kendine hakim biri oluyorum.”Doktor, üzüm çekirdeği uyarıcı cylert ilacıyla kıyaslıyor. Üzüm çekirdeği bir uyarıcı, ilaç gibi etki ediyor. Şöyle ki, dikkatte ve odaklanmada artış, duygusal tepkilerde azalma meydana getiriyor.”Ayrıca, onun ruh halini yükselttiğini de hissediyor.

KANSER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Üzüm çekirdeği, fareleri böbrek cilt ve karaciğer kanserinden korumuştur.Bu arada Üzüm çekirdeği kanserli hücrelerin değil, sağlıklı hücrelerin güçlenerek kanser hücrelerinin gelişip çoğalmasını engeller geleneksel tıbbın kendilerine sunabileceği pek bir şey kalmayan hastalar üzüm çekirdeği tavsiye edilmektedir

Comments (1)

Şifalı Bitkiler

ADAÇAYI:
Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Göğsü yumuşatır. Astım hastaları için yararlıdır.

AHUDUDU:
Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür. Kabızlığı giderir. Vücuda dinçlik verir.

ANASON:
Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı ve yemeklere karşı duyulan tiksintiyi giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. İdrarı arttırır. Öte yandan kusmayı ve ishali keser.

ASMA:
Yaprakları ile yapılan ilaçlar kanamayı durdurur. Vücuda kuvvet verir. Sarılığı keser. İshali durdurur.

AVOKADO:
Çok kalorili olmasına rağmen içerdiği Glutathion süper bir hücre koruyucusudur, çünkü en iyi antioksidanttır. Antioksidantlar hücrelerin yaşlanmasını yavaşlatırlar ve kanseri önlerler. Tüm meyveler arasında protein bakımından en zengin olanıdır. Bol miktarda E vitamini de içerir. Bu vitamin kalp ve deriyi koruyarak dolaşımı düzene sokar. Ayrıca potasyum ve B6 vitamini de içerir. Kadınlar açısından çok gereklidir.

AYRIKOTU:
İdrar söktürür. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Buralardaki iltihapları da giderir.

AYVA:
İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Çarpıntıyı dindirir.


B

BADEM:
Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Böbrek, mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir.

BAKLA:
İdrar yollarını temizler. Böbrek ağrılarını dindirir. Böbrek iltihaplarını giderir. Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur.

BAMYA
Halsizliğe karşı bire bir. 100 gram bamya günlük magnezyum (hücrelerin enerji depolamasına yarayan madde) ihtiyacımızın üçte birini ve yüzde 10’dan daha fazla miktarda ise günlük demir (akyuvarların vücut içinde oksijen taşımasını sağlıyor) ihtiyacımızı karşılıyor.

BEZELYE:
Taze ve donmuş olarak kullanılabilen bezelye B1, C vitaminleri, protein, lif ve folik asit içerir. Sinir sisteminde sorunları olanlara tavsiye edilir.

BROKOLİ:
Kansere karşı bizi koruyan ve ömrümüzü uzatan müthiş bir sebze. Çok miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesine birebir. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli, vitamin deposudur. Brokoli tutkunlarında ender olarak bağırsak ve akciğer kanseri görülür, kalp dolaşım hastalıklarına da pek fazla rastlanmaz. Kadınlarda göğüs kanserini önler.
Göğüs kanserine ve spinabifida hastalığına karşı etkili. Brokoli bol miktarda, göğüs kanseri riskini azaltan ‘indole’ adlı bir madde içeriyor. İndole, göğüs kanserine neden olan östrojen bozukluklarını engelliyor. Ayrıca brokolinin diğer bir özelliği de, spinabifida hastalığını (doğuştan belkemiğinde son omurun kapanmamış olması) önlemesi.

BUĞDAY:
Lifli gıdalar sağlıklı bir beslenmenin temelidir. Buğdayın dış kabuklarından elde edilen kepek de, genellikle mısır gevreği türü yiyeceklerle tüketilir. Kepekli buğday unundan yapılan kurabiye vb. bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar ve kabızlığı önler. Buğday tanesinin özü olağanüstü besleyicidir. Vücudun özümsediği kalsiyum, demir ve çinko burada depolanır. Besin değeri, potansiyel olarak yulaf ve mısırdan daha yüksek olan buğday, bağırsak ve rektum kanserini önleyici faktörler içerir. Ama, yulaf ve mısıra kıyasla sindirimi biraz daha zordur.

C

CEVİZ :
Yaprakları ve kabuklarıyla hazırlanan ilaçlar kanı temizler, kansızlığı giderir. İshal ve dizanteriyi keser. Verem ve şeker hastalığında hem besleyici, hem de tedavi edicidir. Saç ve elleri boyamakta da kullanılır. Bitki bilimcilere göre bol miktarda A, B1, B2, C, E ve K vitaminleri ile Chinon Juglon adlı aktif madde içeren cevizin hem içi, hem ağacının kabukları hem de yaprakları pek çok sağlık sorununa iyi geliyor.
Her sabah kahvaltıda bir miktar ceviz içi yenmesinin zekayı geliştirdiğini belirten uzmanlar, yeşil ceviz meyvelerinin kabukları kaynatılarak içildiğinde erkeklerde cinsel gücü artırdığını belirtti.
Vücudu besleyip güçlendiren cevizin yararlarından bazıları şöyle sıralanıyor:
• Nasırlar üzerine konulan ceviz yağı zamanla bunların yok olmasını sağlar.
• Taze dalların kabukları ve meyvelerinin kabukları ile karıştırılıp kaynatılarak elde edilen sıvı mideyi kuvvetlendirir.
• Ceviz yapraklarından yapılan çay iştah açar, mideyi kuvvetlendirir, boğaz hastalıklarına iyi gelir.
• Bir miktar ceviz yaprağı banyo suyuna karıştırılırsa cilt hastalıklarına iyi gelir.
• Ceviz yaprakları pişirilerek çıbanların üzerine sarılırsa iyileşmesini sağlar.
• Ceviz yağı yüz lekelerinin üzerine sürülüp masaj yapılırsa lekeler yok olur.

ÇAMFISTIĞI:
Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır.

ÇEMEN:
Balgam söktürür. Vücuda rahatlık verir.

ÇİLEK:
Körpe ve bol sulu çilekler sistemi temizliyor. Cilt sorunları olanlar için de iyi bir meyvedir. Böbrek, idrar yolları ve bağırsak sorunları için de birebirdir. Ayrıca diş etlerini güçlendiriyor, dişlerdeki tartarı önlüyor, ağız kokularını ve boğaz ağrılarını gideriyor. Çilekte yüksek oranda C vitamini bulunduğu gibi, yüksek tansiyon ve kolesterolü düşüren maddeler içeriyor. Çilek C vitamini ihtiyacını karşılar. Ayrıca bol miktarda potasyum içerir ve lifli besinler arasında önemli bir yer tutar. Diyabetli hastalar, çileğe şeker ilave etmemek şaartıyla bu meyveyi bol bol yiyebilirler.

ÇÖREKOTU:
İştah açar. Vücuda kuvvet ve dinçlik verir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söker. Koklanacak olursa baş ağrısını keser.

D

DEFNE:
Terletir, ateşi düşürür. Vücuda rahatlık verir. İdrar ve adet söktürür. İştah açar. Sinir ağrılarını dindirir.

DENİZ KADAYIFI:
Solunum ve hazım sistemi nezlelerini giderir. Vücudu besleyici olarak da kullanılır.

DENİZ YOSUNU
Metabolizmanın işleyişini hızlandırıyor. Troid hormonundaki dengesizlikleri engellen maddelir içeren su yosunu, metabolizmayı hızlandırıyor. Ayrıca, B vitamini, kalsiyum ve çinko içeren yosun; deriye, tırnaklara ve saça karşı etkili.

DEVEDİKENİ:
Ateş düşürür. Terletir ve vücuda rahatlık verir.

DOMATES:
Kanserden koruyucu ve yaşlanmayı zihinsel ve bedensel olarak yavaşlatıcı bir sebze. C ve E vitaminleri içerir. Domates zengin bir potasyum kaynağıdır ve çok az miktarda tuz bulunur. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olur ve vücudun su tutmasını engeller. Kalp hastalıklarına ve prostat kanserine karşı etkili. ‘Beta karotin’e yakın olan likopen içeriyor. Likopen vücudu kalp hastalıklarına karşı koruyan maddeler arasında yer alıyor. Araştırmalar domatesin prostat kanseri riskini azalttığını gösterdi. Haftada en az iki kez domates yiyen erkeklerin, diğerlerine oranla prostat kanserine yakalanma riskleri az

DUT:
Beyaz dut yaprakları idrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Aç karnına yenen beyaz dut bağırsak solucanlarını söktürür.

E

EBEGÜMECİ:
Göğsü yumuşatır. Öksürük keser. Mide bulantısı ve kusmaları önler. Ateşi düşürüp vücuda rahatlık verir. Boğaz ve bademcik iltihaplarını giderir. Dişeti hastalıklarını tedavi eder.

ELMA:
Günde bir elma yemek doktoru evinizden uzak tutar. İki elma yerseniz, kalp ve dolaşım sorunlarına karşı korunmuş olursunuz. Kolesterolü yok eder ve kabızlığı önler. Sindirimi kolaylaştırır. Kokusu rahatlatır ve kan basıncını düşürür. Artrit, romatizma ve gut hastalıklarına karşı da yararlıdır.

ENGİNAR:
Kandaki üre ve kolesterolü düşürür. İdrar söktürür. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Damar sertliği ve kalp hastalıklarını önler. Böbrekteki kumların dökülmesine yardımcı olur.
Prostat, meme ve rahim ağzı kanserine karşı iyi gelir.
Enginarın içinde bulunan Silymarin maddesinin, hücrelerin hasar görmesini engellediğine işaret eden araştırmacılar, ayrıca Silymarin maddesinin, prostat, meme ve rahim ağzı kanserini önleme konusunda da etkili olduğunu belirtti.
Enginarın içinde, fiber, magnezyum, folate ve C vitamini bulunduğu, bu sebzeyi bol miktarda tüketenlerin, bulundukları yaşın daha altında gösterdikler

F

FESLEĞEN:
Öksürüğü keser. Baş dönmesini durdurur. Arı sokmasında faydalıdır. Ağız yaralarını tedavi eder. Fesleğen kokusu, sivrisinek ve tahtakurusu gibi haşaratları kaçırır.

FINDIK:
Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar.

G

GELİNCİK:
Nefes darlığı, astım ve bronşitte rahatlık verir. Kan tükürme ve kusmayı önler. Yanıkları iyileştirir.

GREYFURT:
C vitamini bakımından çok zengindir. Yarım greyfurt günlük C vitamini ihtiyacının yüzde altmışını sağlar. Kolesterol oranını düşüren pektin maddesi bulunur. Kansere karşı koruyucu özellik taşır. İştah açar.

H

HATMİ:
Ağız, boğaz ve dişeti iltihaplarını iyileştirir. Bağırsak iltihaplarını giderir.

HAVUÇ:
Haftada beş kere yendiği takdirde Harvard’ın araştırmalarına göre kadınlarda kalp enfarktüsünü, felç tehlikesini yüzde 68 oranında azaltıyor. Günde iki havucun erkeklerde kandaki kolesterolü yüzde 10 oranında azalttığı görülmüştür. Her gün yenen bir havuç da akciğer kanseri tehlikesini yarıya indiriyor. Havuçtaki Beta-Karotin de gözleri yaşlılığın getirdiği görme zayıflığından koruyor ve bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor. Mide ve bağırsak kanamalarını önler, kansızlığı giderir, anne sütünü arttırır, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir, idrar ve bağırsak gazlarını söktürür, ülserdeki şikayetleri giderir.

Kansere karşı etkili olduğu gibi cildin kurumasını da engelliyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Beta karotin (kansere neden olan serbest radikallari durduruyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor) içeren havucun en büyük özelliklerinden biri içerdiği bu maddenin cildin kurumasını engelleyen A vitaminine dönüşebilmesi. .

HURMA
Kalbimizin yeni dostu bulundu: “Hurma”
Bugüne dek kalp ve damar hastalıklarından korunmada elmanın sihirli gücü biliniyordu. İsrailli bilimadamları kalbin gerçek dostunun hurma olduğunu kanıtladı.
İsrailli bilim adamları, hurmanın, kalp ve damar hastalıklarından korunmak için önerilen elmadan daha etkili olduğunu açıkladılar.
İsrail’de yapılan bir araştırmada, elma ve hurmanın yararları karşılaştırıldı. Hurmanın lif, mineral ve fenol açısından zengin olduğunu söyleyen bilim adamları, elmada daha fazla bakır ve çinko bulunduğunu, buna karşılık hurmada sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve demir miktarlarının elmadan iki kat fazla olduğunu belirttiler. Bilim adamları, düzenli yenilmesi halinde kalp ve damar hastalıkları riskini azaltan bu meyvelerin içindeki yararlı maddelerin daha çok kabuklarında bulunduğunu kaydettiler.

I

ISIRGAN:
Dıştan tatbik edildiği zaman iç organlarda biriken kanı çeker. Burun kanamalarını keser. Balgam söktürür.

ISPANAK:
Kalp hastalıklarına, felce, yüksek tansiyona, yaşlılığın getirdiği göz hastalıklarına, kansere, hatta psişik rahatsızlıklara karşı da etkili bir sebze.
Göz hastalıklarına ve derideki lekelenmelere karşı etkili. Ispanak içerdiği iki kimyasal madde sayesinde görme bozukluklarına karşı etkili. Haftada 6 kez ıspanak yiyenlerin yüzde 86 oranında yaşın ilerlemesiyle birlikte ortaya çıkan derideki lekelenmeler gibi bir sorunlarının olmayacağını gösteriyor. Ayrıca yaşla birlikte ortaya çıkan göz hastalıklarına karşı da etkili. Bir porsiyon ıspanak, günlük demir ihtiyacımızın onda birini karşılıyor.

İNCİR:
Bağırsakları yumuşatır. Kabızlığı giderir. Bronşit, öksürük ve boğaz ağrılarında faydalıdır. Enerji verir.

K

KARANFİL:
Mikropları öldürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri uyarır. Hazmı kolaylaştırır. Koku giderir. İştah açar.

KEKİK:
Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. Kalp çarpıntısını keser. Bağırsak iltihaplarını iyileştirir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Kandaki şeker miktarını azaltır.

KIRMIZI BİBER
Bulaşıcı hastalıklara karşı etkili. Vücudun özellikle bulaşıcı hastalıklara karşı olan direncini artırıyor. Portakaldan daha fazla miktarda C vitamini içeren bu sebze, aynı zamanda içerdiği beta karotin ile bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor.
100 gram kuru kırmızı biberin 318 kalori enerji verdiğini, 148 miligram kalsiyum, 76 miligram C vitamini (taze biberde 340 miligram), 8,1 gram su, 2 bin 14 miligram potasyum, 41 bin 610 IU A vitamini, 12 gram protein, 293 miligram fosfor, 15 miligram B3 vitamini, 17,3 gram yağ, 152 miligram magnezyum, 2 miligram B2 vitamini, 56,6 gram karbonhidrat, 30 miligram sodyum, 1 miligram B1 vitamini, 24,9 gram lif, 8 miligram demir yanında acılık ve renk maddesi gibi organik bileşikler içerdiğini vurguladı.

Beslenmede çok büyük öneme sahip kırmızı biberin, bir o kadar da insan sağlığında aranılan bir materyal olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Tuncer, şöyle devam etti: ”Kırmızı biber mide suyu ve tükürük oluşumunu artırır, sindirimi kolaylaştırır, romatizma, mafsal ve diş ağrılarını azaltır, krampları giderir, kolera ve gut hastalıkları başta olmak üzere bir çok hastalığa iyi gelir. Kanser riskini azaltır ve kanser tedavisinde kullanılır. Terlemeyi artırır, serinlik verir (sıcak iklimlerde kullanılmasının nedenlerinden birisi budur), öksürük ve boğaz ağrılarını gidermede (gargara olarak) kullanılır, sinir hastalıkları için doğal yatıştırıcıdır, vücuttaki aşırı yağ ve kolesterol birikiminin önlenmesini sağlar.
Antibakteriyel etkisi ile hastalıkların önlenmesinde de etkili olan kırmızı biber ülkemizde ağırlıklı olarak Kahramanmaraş, Gaziantep ve Şanlıurfa olmak üzere Güney ve Güneydoğu illerinde fazlaca tüketilir. Bu bölgenin kırmızı biberleri acı tiplerdir. Kırmızı biber kuzeyde ise en çok Bursa ve Bilecik’te üretilmektedir. Bu biberler ise genellikle tatlıdır.”

KINAKINA:
Ateş düşürür. Sıtmayı tedavi eder. Tifoda faydalıdır. İştah açar. Cilt kaşıntılarında faydalıdır.

KİRAZ
Aspirin yerine kiraz

Kiraz yemek ağrıların dindirilmesinde aspirinden çok daha etkili oluyor. Michigan eyaletinde yaşayanlar, bu yörede çok yetiştiğinden, bol bol kiraz yiyorlar. Kimileri bu meyvenin gut ve mafsal iltihabından kaynaklanan ağrılara birebir olduğunu ileri sürüyor.

Michigan Eyalet Üniversitesi’nden Muraleedharan Nair kirazda bulunan ve ”antosiyanin” olarak bilinen kırmızı renkteki kimyasalların bu etkiyi yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Nair ve ekibi genelde uygulanana deneylerden yararlanarak söz konusu belişimlerin aspirin ve ibuprofen gibi ağrı kesicilerde bulunan enzimleri içerip içermediğini araştırdı. Ardından kimyasalların serbest radikallerin zararlı etkilerini yok edici özelliklerini inceleyerek bunları vitaminlerle karşılaştırdı. Sonuçta, 20 kirazda 12-25 miligram arasında antosiyanin bulunduğu ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin aspirinden on kat daha fazla olduğu görüldü. Kirazda bulunan antosiyanin maddesinin E ve Ca vitaminlerine benzer antioksidan etkiler yarattığına da tanık olundu. Nair’e göre, günde 20 kiraz yemek bir aspirin almakla özdeş etki yaratıyor. Nair kirazdaki antosiyaninin tablete dönüştürülmesine çalışıyor.

KİVİ:
Bir kivide, bir portakalda olan C vitamininin iki katı vardır. Potasyum bakımından da zengindirler. Sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler.

KUŞBURNU:
Çok yoğun vitamin zenginliği nedeniyle gözlerin dostudur. Vücuda dirilik sağlar. 100 gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer C vitamini vardır. İyi bir raşitizm ilacı, etkin bir kan temizleyicisidir. Güçlü bir kurt düşürücü ve bağırsak yumuşatıcısıdır. Mide kramplarına ve sindirim sistemi zorluklarına karşı faydalıdır. Romatizma ağrılarını gideriyor. Basur tedavisinde iyi sonuç veriyor.

KUŞKONMAZ
Hazımsızlığa karşı etkili. Antitoksit maddeler içeren bu sebze böbreği toksinlerden arıtıyor ve besinlerin hazmedilmesini kolaylaştırıyor.

L
LAHANA:
Kansere karşı etkili olduğu bilinen sebzelerin başında gelir. Bol miktarda B, C ve E vitamini, potasyum içerir. Özellikle meme ve rahim kanserine karşı etkilidir. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Kandaki şeker miktarını düşürür. Sarılık ve safra kesesi hastalıkları için iyidir. Astıma faydalıdır.
Bağırsak kanserine karşı etkili. Lahana kanser hücrelerinin üremesini engelleyen kimyasal bir madde (isotiocyanates) içeriyor. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, haftada bir gün lahana yiyenlerin bağırsak kanseri olma riskleri üçte iki oranında azalıyor.
M

MAYDANOZ:
Salata ve yemeklerin süsü maydanozun nerdeyse deva olmadığı dert yok gibi.. A ve C vitamini ile demir, kükürt, fosfos ve mangan elementleri deposu olan maydanoz sindirimi kolaylaştırıyor, böbrek taşlarını düşürüyor, görme gücünü ve anne sütünü artırıyor.
Bir demir deposudur. Genellikle taze yenen maydanozda, kalsiyum, potasyum ve A vitamini vardır. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar. Böbrekleri çalıştırarak idrar getirir ve taşları düşürüyor , kan şekerini normal seviyede tutar ve kansere karşı da koruyucudur. Yatmadan evvel yenildiğinde sabahları tatlı bir nefesle uyanmamızı sağlar. Anne sütünü artırır. Vücuttaki zehirli maddeleri dışarı atar. Görme gücünü artıyor, kaynatılıp içiildiğinde ve cilde bu suyla pansuman yapıldığında sivilcelere iyi geliyor. Kaynatılan maydanozun suyu gözlere pansuman yapıldığında gözdeki iltihaplanmaları önlüyor ve yanmayı geçiriyor. Kaynatılıp sirke ile saçlar yıkandığında saçların uzaması ve kuvvetlenmesini sağlıyor..

MANTAR
Bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Özellikle Çinliler’in ilaç niyetine yedikleri bu sebze, bünyeyi hastalıklara karşı koruyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

MARUL
Kemik erimesine karşı etkili. Sütten bile daha fazla kalsiyum içeren bu sebze, kemikleri güçlendirmesi açısından bir numara. 100 gramında, küçük bir bardak sütün içinde bulunan kalsiyumdan daha fazlasına sahip. Bu miktar günlük kalsiyum ihtiyacının dörtte birine tekabül ediyor.

MELEKOTU:
Kan dolaşımını düzenler. Terletir. Kurutulmuş melekotu dövülüp başa sürülecek olursa bitleri öldürür. Astım nöbetlerine faydalıdır.

MEYANKÖKÜ:
Grip, nezle, anjin ve nefes darlığına faydalıdır. Öksürük ve balgam söktürür. Yüksek tansiyonu düşürür.

MISIR:
Yüzde 18.3 gibi yüksek oranda lif içeriyor. Mısırın içeriğindeki yüksek karbonhidrat, enerji seviyenizi yükseltir. İçinde protein, kalsiyum, demir, fosfor, A ve B2 vitaminleri bulunur.

MUZ:
Folik asit, potasyum ve B6 vitamini bakımından son derece zengin bir meyvedir. Potasyum krampları önler.

N
NAR: Vücudu kuvvetlendirir. İshali keser. Burun poliplerine faydalıdır. Şerit düşürür. Kalbi kuvvetlendirir. Mide, bağırsak hastalığı olanlar, küçük çocuklar ve hamileler fazla kullanmamalıdır.

NOHUT:
Vücudu kuvvetlendirir. Anne sütünü arttırır.

O
ÖKSEOTU:
Kalbin atışlarını arttırır. Damar kireçlenmelerinde faydalıdır. Sara ve akciğer kanamalarında kullanılır.

P

PATATES:
Kızarmış yemezseniz kilo aldırmaz. Sindirimi kolaylaştırır, kabızlığı önler. Yorgunluğa karşı birebirdir. Bol miktarda C vitamini ve protein içerir.
Halsizliğe karşı etkili. Vücuda enerji veren madde olan karbonhidrat içeren patates, C ve E vitaminleri ve beta karotin açısından en zengini. 100 gram patateste 80 kalori, 2 gram protein, 17 mg karbonhidrat, 7 mg kalsiyum, 53 mg fosfor, 20 mg C vitamini var. Yılın hiçbir zamanı bulmakta da güçlük çekmezsiniz.
Her zaman söylenir, bir kez daha söylense sorun olmaz; patatesin besin değerinin büyük kısmı kabuğunda olduğundan soymak yerine özel bıçağı ile kazımak daha iyidir. Yine kabukları soyularak pişirilen patates C vitaminin yüzde 25’ini kaybediyor. Bu nedenle patatesi fırında kabuğuyla veya buharda ya da az suda pişirmek gerek.

PIRASA:
İdrar söktürür. Mide rahatsızlığına iyi gelir. Kabızlığı giderir. Basur memeleri için faydalıdır. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur.

PORTAKAL:
Antioksidantlar ile dolu bir meyve. Kanseri önleyici olarak bilinen bütün maddeleri içeriyor. Ayrıca bol miktarda C vitamini içeriyor.
Kilo almaya engel olur. Kandaki kolestorolü düşürür.Vucüdun C vitamini, potasyum, protein, B ve E vitaminleri ile kalp hastalıkları ve antikanserojen maddeler ile kanser riskini azaltıyor, kolestorolü düşürüyor

R

S

SALATALIK:
Salatalığın kendisi ya da suyu cildimizi bir tonik kadar temizler. Salatalık kabızlığı önler, böbrek ve kalp hastalıklarında vücutta biriken suyun atılmasına yardımcıdır.

Kalp hastalıkları ve enfeksiyonlara karşı etkili. Kükürt içeriyor ve bu madde vücudun enfeksiyonlara karşı dayanıklılığını artırdığı gibi, kolestrolü de düşürüyor.

SALEP:
Öksürük ve bronşite faydalıdır. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Zihni çalıştırma gücünü arttırır.

SOĞAN VE SARIMSAK:
Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı tehlikesini azaltırlar. Soğan, mide kanserine yakalanma riskini; sarımsak da bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltıyor. Sarımsağın mayasında bulunan maddeler hücrelerin zarar görmesini önleyerek, vücudu erken yaşlanmaya karşı koruyor. Antibiyotik ve nefes darlığını gideren bileşimler içeren sarımsak bağışıklık sistemini de kuvvetlendiriyor.
Kalbe ve alerjik hastalıklara karşı etkili. Soğan içerdiği kimyasal maddelerle kalbimizi güçlendiriyor ve alerjik reaksiyonları engelliyor. Newcastle’da yapılan araştırmalar, düzenli bir şekilde soğan yiyenlerin damarlarının tıkanma riskinin azaldığını gösteriyor.

SOYA:
Uzun yaşamak isteyen herkes mutlaka soya tüketmelidir. Soya, içerisinde östrojen hormonuna benzer işlev gören ve bu hormonun etkilerini sulandıran bir madde içerir ve buda kadın bünyesi için son derece yararlıdır. Çünkü, hücre yenilenmesini hızlandıran östrojen hormonunun aşırı üretimi, göğüs, rahim ve boyun kanserine yakalanma riskini çok arttırır.

T

TARÇIN:
Ruhi sıkıntıları giderir. Sürmenajda faydalıdır. Kalbi kuvvetlendirir. İştah açar, hazmı kolaylaştırır.

TERE:
İştah açar. Hazmı kolaylaştırır. Bronşları temizler, öksürük söktürür. İdrar söktürür, böbrekleri ve idrar yollarını temizler.
Kanser, anemi ve lif hastalıklarına karşı etkili. Tere kanserle savaşan sebzelerin arasında olduğu gibi aynı zamanda en fazla kalsiyum, demir ve folik asit içerenlerin başında geeliyor. Tere gibi yeşil sebzeler yiyen kadınların, life ilişkin hastalıklara yakalanma riskleri daha az.

TON BALIĞI:
Çok yağlı olmasına rağmen Omega-3 adlı önemli bir yağ asiti içerir. Bu madde, yüksek tansiyon, kalp çarpıntısı ve şiddetli migren ağrılarına iyi gelir. Ayrıca cilt kuruluğunu ve egzamayı tedavi eder. Ancak taze olarak yenmelidir. Konserve olarak satılan ton balığı yüksek D vitaminin içermekle birlikte Omega-3 yağ asitinden yoksundur.

TURP:
Böbreklerdeki mikropları öldürür. Kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer şişliğini indirir. Sarılıkta faydalıdır. Safra taşlarının düşürülmesine yardımcıdır. Romatizma, siyatik astım ve bronşite faydalıdır.

V
VİŞNE:
İshali keser. Ateşi düşürür. İdrar söktürür. Vücuda rahatlık verir.

Y

YENİBAHAR:
Damar sertliğini önler. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını giderir.

YOĞURT:
Vücudun çeşitli organlarında bulunan bakterilerden bağırsakta barınanları, sindirim sisteminin düzenli çalışması açısından önemlidir. Bu bakteriler, enfeksiyonların ve bulaşıcı bir hastalık geçirirken almak zorunda kaldığımız antibiyotiklerin saldırısına uğrayabilir. Bu da sindirim sistemini harap eder. Yoğurt bu sorunu çözer, azalan bakteri miktarını normal seviyesine getirir ve enfeksiyonları hem önler, hem de onlarla mücadele eder. Bağışıklık sistemini de canlandırır. Kalsiyum oranı sütten fazla olan yoğurdun, protein oranı süte eşittir.

YULAF:
Çocukların hazım güçlüklerini giderir. Bedeni ve ruhi yorgunlukları giderir. Kandaki şeker miktarını azaltır.

YERALMASI:
Şeker hastaları için faydalıdır. Besleyicidir. Vücudun direncini arttırır. Kabızlığı giderir.


Z

ZENCEFİL:
İştah açar. Kusmayı önler. Bağırsak bozukluklarını giderir.

ZEYTİN:
Zeytinyağı, safrayı artırır. Karaciğeri çalıştırır. Karaciğer ağrılarını keser. Sarılıkta faydalıdır. Yaprak ve kabukları yüksek tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur.

Yorum Yapın

Elektrikle Gelen Şifa

Biyolojik hayatın işletilmesinde önemli roller verilen elektrik akımlarına, beynimizin ve sinirlerimizin işleyişinde de hayatî vazifeler gördürülmektedir.

Yıldırım hâdisesinde dehşetli anlar yaşanmasına sebep olan elektrik, kontrol edildiğinde evimizi aydınlatmakta ve birçok cihazı çalıştırmaktadır. Biyolojik hayatın işletilmesinde önemli roller verilen elektrik akımlarına, beynimizin ve sinirlerimizin işleyişinde de hayatî vazifeler gördürülmektedir. Beynimizde üretilen bu mikro elektrik akımları olmasaydı, hiçbir sinir sistemi fonksiyonunu yerine getiremezdi. Kudreti Sonsuz Rabbimiz, beynimizi o kadar hassas yaratmış ve ona o kadar büyük vazifeler vermiştir ki, en küçük bir hasar, bütün vücudumuzun işleyişini bozmakta ve sıkıntılara sebep olmaktadır.Parkinson hastalarındaki titremelerin önemli bir sebebi, beyinlerinin bazı hücrelerinde aşırı elektrik akımının üretilmesidir. Sinir hücreleri aşırı elektrik üretirken, hastaların elinin her hareketi engellenmekte, hatta titremelerden dolayı hasta ne bir fincanı tutabilmekte, ne de gömleğinin düğmesini ilikleyebilmektedir. Beynin derin iç bölgelerinin elektrik akımıyla uyarılması olan DBS tekniğinde, Parkinson hastalarının beynine ameliyatla mikro elektrotlar yerleştirilmektedir. Mikroçiple donatılmış elektrotlar, sinir hücrelerine kontrollü şekilde elektrik akımı göndermektedir. Bu elektrot beyne devamlı elektrik akımı göndermek yerine, beyinde fıtrî olarak üretilen elektrik akımlarındaki sapmaları algılayıp; hastalık nöbetinden önceki duruma göre dengeleyici elektrik akımları üretmektedir. Elektrotla gönderilen elektrik, sinir hücrelerindeki elektrik aktivitesindeki değişimi sıfırlamakta ve titreme nöbetinin engellenmesinde rol oynamaktadır. Elektrot, hastanın durumuna göre ayarlanabilmektedir. Daha güçlü bir elektrik akımına ihtiyaç varsa, bu uzaktan bir kumandayla programlanabilmektedir. Ayrıca olağanüstü bir tehlike oluştuğunda, mikroçipin önüne güçlü bir mıknatıs tutularak devre dışı bırakılabilmektedir. Mikroçipli elektrot aracılığıyla zayıf elektrik akım darbeleri (pulse) yaymakta ve böylece aşırı aktif olan beyin hücrelerini uyuşturmaktadırDerin beyin uyarısı veya DBS (Deep Brain Stimulation) metodu, bir tedavi değildir. Bu, sadece hastalığın rahatsız edici tesirlerini baskılayarak, hastanın normale yakın bir hâle dönmesine vesile olan tekniktir. DBS’ín en büyük faydası, ilâç tedavisinin cevap vermediği durumlarda başvurulması ve daha riskli olan diğer beyin ameliyatlarının yerine geçmesidir. Geri dönüş imkanı olmayan riskli ameliyatlara karşılık, derin beyin uyarısı uygulanmış hastalarda, ameliyat esnasında elektrot çalışmasa bile, doktorlar herhangi bir sıkıntı yaşamadan elektrotu rahatlıkla çıkarabilmektedir. DBS tekniği, son yıllarda epilepsi (sara) hastalarının beyinlerindeki “subtalamik çekirdek” denen bölgeye bir elektrot yerleştirilerek, epilepsiden ve aşırı şişmanlıktan muzdarip kişiler üzerinde de denenmektedir. Fare deneylerinde düşük frekanslı elektrik akımı üreten elektrotlar, beynin hipotalamus bölgesine yerleştirildiğinde, hayvanların daha az yediği gösterilmiştir. Belki de bu metot, aşırı derecede kilolu ve bir türlü zayıflayamayan insanlar için bir ümit olacaktır. Ayrıca bu metodu, ölüme kadar gidebilen asabî iştahsızlık (anorexia nervosa) durumlarında da kullanarak, bununla hastaların iştahını açmak mümkün olabilir.

Ahmet ARSLAN

Kaynak : http://www.sizinti.com.tr/

Yorum Yapın

ZEYTİN

ZEYTİNYAĞI KANSERE İYİ GELİYOR
“(Sizin için) Tûr-i Sina’da yetişen bir ağaç yarattık ki, bu ağaç hem yağ ve hem de ekmeğinize katık edecekleri verir”(Mu’minun, 20)“Zeytinyağını yiyiniz ve onunla yağlanınız! Zira o, mübarek bir ağaçtan meydana gelmektedir.” (Hadis-i şerif)Dinimizde övgü ile tavsiye edilen az sayıdaki gıda maddelerimizden biri olan zeytinyağının kansere karşı da hem koruyucu, hem de tedavi edici özelliklerinin bulunduğunu anlatan, kendi başından da kanser vakası geçmiş bir uzman doktorun anlattıklarını istifadeniz için sunuyoruz.
ZEYTİNYAĞI mucizesi!
Egzoz gazları, fabrika bacalarının kustuğu kanserojenler, içme sularımıza karışan sanayi atıkları, bir yandan da belediyelerin temizlemek için suya kattıkları klor, fast food gıdalardaki, hazır yiyeceklerdeki tehlikeli katkı maddelerine karşı elimizde iki silah var: EKMEĞİMİZ ve ZEYTİNYAĞIMIZ Doktor İlhami Güneral, bugün dünyanın en önemli kanser ilacı olarak kabul edilen köpekbalığı kıkırdağının Küba’nın ihracat kalemleri arasında ilk sırada yer alışını gülümseyerek karşılıyor. Köpekbalığından çıkarılan squalene adlı madde sızma zeytinyağında bol miktarda bulunuyor. Günde 100 cl. Zeytinyağı tüketimi ile köpekbalığı kıkırdağından alınacak kadar squalene alınır… Dr. İlhami Güneral ile sürdürdüğümüz dizinin beşinci gününde ülkemizde de bol miktarda bulunan, ancak ne yazık ki yeterince tüketmediğimiz zeytinyağı birinci tartışma konumuzu oluşturuyor.Bu konuşma sırasında Dr. Güneral, Dr. Klinkhamer’in şu sözünü anımsamadan edemiyor: ‘Büyük ilaç firmaları, havucun ya da baklanın sağlık yönünden değerini araştırmayı istemezler. Zira kendi ürünlerine büyük yatırımları vardır. Para musluğu neredeyse, ilgi ve araştırma da o tarafta. Böylece anlaşılıyor ki, konvansiyonel tıbbın kanser problemini çözmesi olanaksızdır’ Köpekbalığı kıkırdağı yerine ZEYTİNYAĞI Dr. Güneral, zeytinyağının da ABD’de unutturulmak istendiğini anlatıyor. Biz de bir süre önce İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan ‘Tarihten Günümüze İzmir Mutfağı’ adlı kitabımızda, zeytinyağının Akdeniz’in bir mucizesi olduğunun altını çizdiğimizi söylüyoruz. Gerçekten de, Akdeniz’de kalp krizleri ve kanser dünya ortalamalarının çok altındaydı. Konuşmamızda hem fikir olduk ki, egzoz gazları, fabrika bacalarının kustuğu kanserojen- ler, içme sularımıza karışan sanayi atıkları, bir yandan da belediyelerin temizlemek için suya kattıkları klor, fast food gıdalardaki, hazır yiyeceklerdeki tehlikeli katkı maddelerine karşı elimizde iki silah vardı: Ekmeğimiz ve zeytinyağımız… ikisine de çok iyi sahip çıkmalıydık. Bir süredir gazetelerde ilanlar çıkıyor, TV’lerde haberlerini izliyoruz. Köpekbalığı kıkırdağı AIDS ve kansere iyi gelmektedir, hatta önleyicidir. Doktor Güneral’e soruyoruz:- Köpekbalığı kıkırdağı gerçekten önleyici mi? – Evet önleyicidir. Köpek balığı karaciğerinde bulunan Squalene maddesi tümörlerin yok edilmesinde yapıtaşı niteliğindedir. Bu madde bazı böceklerde ve karıncalarda da vardır. Squalene kanser tedavisinde başarı ile kullanılmaktadır. En önemli üreticisi Küba’nın da önemli bir zenginlik kaynağıdır. Ancak unutmayınız ki bu maddenin en çok bulunduğ madde ise bizim sızma, geleneksel yöntemlerle çıkarılmış zeytinyağıdır. Zeytinyağında yüzde 2 oranında Squalene bulunur. Günde en az 100 cl. Zeytinyağı tüketen bir kişi gerektiği kadar Squalene almış olur. Amerikan Tabipler Birliği’nin yayınladığı Archive of Internal Medicine Dergisi’nin 12 Ocak 1998 sayısında çıkan bir makale hayati bilgiler içeriyor. İsveç’teki Karolinska Enstitüsü’nden başta Dr. Alicya Wolk olmak üzere 8 bilim adamının yıllar süren 61.471 kadın üzerinde yaptıkları araştırma da şu çok önemli sonucu vermiştir: Zeytinyağı kanser riskini yüzde 50’ye yakın azaltmaktadır. Buna mukabil soya, mısır, ayçiçek yağları, hayvani yağlar ve margarinler kanser riskini yüzde 69 yükseltmektedir. O nedenle buğday kadar önemli olan zeytinyağının tüketiminin artmasına çalışmamız gerekiyor.
Yüksek ateş tedavisi
İki yıl kadar önce Rusya’da bir grup hekimin kanserli hücreleri yüksek ateş tedavisiyle öldürdüğü iddia edilmiş, ancak başta Türkiye’deki ‘ortodoks’ hekimler tarafından bu iddia kabul görmemişti. Dr. ilhami Güneral ile yaptığımız söyleşi de bu konuyu da gündeme getirdik. Güneral bu yöntemin de doğru bir yöntem olduğu kanısında, ancak sadece Ruslar’ın bildiği iddiasına katılmıyor. Bakın uzmanımız bu konuda neler diyor: -Bu iddialar doğru mudur?-Kanser hücreleri 42 derecenin üzerindeki ısıya dayanmaz ve ölür. Bu, ta Mısırlılar zamanından beri bilinen ve tedavi maksadıyla uygulanan bir yöntemdir. Günümüzde bu uygulamalar daha bilimsel yöntemlerle, lokal olarak iyi odaklanmış, ultrason, mikro dalga ve radyo dalgalarıyla yapılır. Kanser kitlesi 42-44 C dereceye kadar ısıtılır ve böylece sağlıklı komşu dokulara zarar vermeden tümör kitlesi tahrip edilir. – Türkiye’de neden uygulanmıyor?- Bu kadar sade, böylesine etkili ve zararsız bir kanser tedavisi, ne yazık ki, ülkemiz onkologları tarafından ya bilinmediğinden, ya da ilaç firmalarına sadakatten kanser hastalarına ulaşamıyor. Yüksek ateş şokunun kanseri tedavi etmesi yanında, koruyucu niteliğini de gösteren çok parlak bir örnek verelim: Bundan 50 yıl kadar önce Orta İtalya’da Pontine Bataklığı diye anılan ve adeta sıtma tarlası olan bir bölge vardı. 500 kilometrekarelik bir bölgede hemen herkes sıtma geçirmekte ve bu hastalığın sık sık nükseden yüksek ateş krizlerini yaşamaktaydı. Fakat bu bölge yerlileri arasında hiçbir kanser olayı saptanmamıştı. Görüldüğü gibi yüksek ateş kanseri önleyici bir etken…
Dr. Güneral’dan kanserlilere tavsiyeler…
1) Gün boyu, susadıkça, evde yapılmış fazla koyu olmayan sebze çorbaları ve taze sıkılmış sebze ve meyve suları içiniz. Bu vücudunuza gereken vitamin, mineral ve enzimleri depolar ve ayrıca vücudu toksinlerden temizler. 2)Ne içmede ne de pişirmede asla klorlu olabilecek su kullanmayın. Özellikle pişirme sırasında klor yoğunluk kazanabileceğinden daha da tehlikeli olabilir.3) Gıdalarınızı paslanmaz çelik ya da cam kaplarda pişirin. Az su kullanın. Düdüklü tencere, mikro dalga fırını ve alüminyum kap kullanmayın. 4)Alkollü içki kullanmayın. Yoğun sigara dumanı olan yerlerden kaçın.5) Rafine besinler ve muamele görmüş gıdaları kullanmayın. Yedikleriniz ne derecede doğal ve taze iseler o kadar yararlıdırlar.6)Toksik maddelerle ilaçlanmış sebze ve meyveleri kullanmayın. Bahçeniz varsa bu ürünleri kendiniz yetiştirin. 7) Tuzu azaltın ve iyotlu tuz kullanın.8) Patates, kuru fasulye, fındık, yeşil sebzeler gibi potasyum yönünden zengin gıdalar alın… 9) En az 8 saat uyuyun. Gündüz ara sıra dinlenin. Elinizden geldiğince hareketli olun. 10) Bitki çayları için, kekik, kuşburnu, ıhlamur, adaçayı gibi,11) Beyaz ekmek yerine, çavdar, yulaf, kepek ekmeği ve bulgur kullanın. Esmer pirinç de tavsiye edilir. 12) Sadece koyun sütünden yapıldığına inandığınız peynir ve yoğurtları yiyin. 13) Taze meyve yerken, içerdiği şeker düzeyine göre elma, armut ve portakal gibi iri meyveler günde 3-4 tane, çilek, vişne; kiraz ve ahududu gibi meyveler 150/200 gram yenebilir. 14) Zeytinyağı kullanın.15) Taze olarak beyaz etli derin su balıkları yiyin. 16) Kuzu eti ve ciğeri yiyin.17) Kavrulmamış kayısı çekirdeği yiyin18) Bol bol ısırgan otu yiyin… Tohumunu balla karıştın, kendisini börek ya da salata şeklinde yiyin. 19) Acı biber dışındaki baharatları kullanabilirsiniz. 20) Soğan ve sarımsağı da bol bol tüketin…
(İleten Haldun Keskin)

Kaynak : http://www.gidaraporu.com/

Zeytin gerçekten ama gerçekten her hastalığın şifası . Hikmeti olan anlar…

Çekinmeden daha çok tüketebilirsiniz!

Yorum Yapın

Biruni ( 25.06.972)- (14.07.1050)

Biruni hastalıkları tedavi konusunda değerli bir uzmandı. Yunan ve Hint tıbbını incelemiş, Sultan Mes’ud’un gözünü tedavi etmişti. Otların hangisinin hangi derde deva ve şifa olduğunu çok iyi bilirdi. Eczacılıkla doktorluğun sınırlarını çizmiş, ilaçların yan etkilerinden bahsetmiştir. Bîrûnî, Cebir, Geometri ve Coğrafya konularında bile o konuyla ilgili bir âyet zikretmiş, âyette bahsi geçen konunun yorumlarını yapmış, ilimle dini birleştirmiş, fennî ilimlerle ilahî bilgilere daha iyi nüfuz edileceğini söylemiş, ilim öğrenmekten kastın hakkı ve hakikatı bulmak olduğunu dile getirmiş ve “Anlattıklarım arasında gerçek dışı olanlar varsa Allah’a tevbe ederim. Razı olacağı şeylere sarılmak hususunda Allah’tan yardım dilerim. Bâtıl Şeylerden korunmak için de Allah’tan hidayet isterim. İyilik O’nun elindedir!” demiştir.HayatıYaşadığı çağa damgasını vurup ” Biruni Asrı” denmesine sebepolan zekâ harikası bilginimiz.973 yılında Harizm’in merkezi Kâs’ta doğdu. Esas adı Ebû Reyhan b. Mu-hammed’dir. Küçük yaşta babasını kay-betti. Annesi onu zor şartlarda, odunsatarak büyüttü. Daha çocuk yaştaaraştırmacı bir ruha sahipti. Birçok ko-nuyu öğrenmek için çılgınca hırs göste-riyordu. Tahsil çağına girdiğinde Hâ-rizmşahların himayesine alındı ve saray terbiyesiyle yetişmesine özen gösterildi. Bu aileden bilhassa Mansur, Bîrû-nî’nin en iyi bir eğitim alması için herimkânı sağladı.(1)Bu arada İbn-i Irak ve Abdüssamed b. Hakîm’den de dersler alan bilginimizin öğrenimi uzun sürmedi, daha çok özel çabalarıyla kendisini yetiştirdi.Araştırmacı ruhu, öğrenme hırsı ve sön-meyen azmiyle birleşince 17 yaşındaeser vermeye başladı.Fakat Me’mûnîlerin Kâs’ı alıp Hârizmşahları tarihten silmeleriyle Bîrûnî’nin huzuru kaçtı, sıkıntılar başladı veKâs’ı terketmek zorunda kaldı. (2) An-cak iki yıl sonra tekrar döndüğünde ün-lü bilgin Ebü’l-Vefâ ile buluşup rasat ça-lışmaları yaptı.Daha sonra hükümdar Ebü’l-Abbas,sarayında Bîrûnî’ye bir daire tahsisedip, müşavir ve vezir olarak görevlen-dirdi. Bu durum, hükümdarların ilme duydukları derin saygının göstergesi,bilginimizin de devlet başkanları yanın-daki yüksek itibarının belgesiydi. (3)Gazneli Mahmud Hindistan’ı alınca hocalarıyla Bîrûnî’yi de oraya götürdü.Zira onun yanında da itibarı çok yük-sekti. ” Bîrûnî, sarayımızın en değerli hazinesidir’ derdi. (4) Bu yüzden ted-birli hünkâr, liyakatını bildiği Bîrûnî’yiHazine Genel Müdürlüğü’ne tayin etti.O da orada Hint dil ve kültürünü bütü-nüyle inceledi. Üstün dehasıyla kısa sü-rede Hintli bilginler üzerinde şaşkınlıkve hayranlık uyandırdı. Kendisine sağ-lanan siyasî ve ilmî araştırmalarına de-vam etti. Bir devre adını veren, çağınıaşan ilmî hayatının zirvesine erişti. Sul-tan Mes’ud, kendisine ithaf ettiği Ka-nun-u Mes’ûdî adlı eseri için Bîrûnî’yebir fil yükü gümüş para vermişse de o,bu hediyeyi almadı. (5) Son eseri olanKitabü’s-Saydele fi’t Tıb’bı yazdığında80 yaşını geçmişti. Üstad diye saygıylayâd edilen yalnız İslâm âleminin değil,tüm dünyada çağının en büyük bilginiolan Bîrûnî, 1051 yılında Gazne’de hayata gözlerini yumdu. Ruhu şâd, ma-kamı cennet olsun. Âmin.ŞAHSİYETİ:Bîrûnî, ” Elinden kalemdüşmeyen, gözü kitaptan ayrılmayan,iman dolu kalbi tefekkürden dûr olma-yan, benzeri her asırda görülmeyen bil-ginler bilgini bir dâhiydi. Arapça, Farsça, Ibrânîce, Rumca, Süryânice, Yunan-ca ve Çinçe gibi daha birçok lisan bili-yordu. Matematik, Astronomi Geomet-ri, Fizik, Kimya, Tıp, Eczacılık, TarihCoğrafya, Filoloji, Etnoloji, Jeoloji, Din-ler ve Mezhepler Tarihi gibi 30 kadarilim dalında çalışmalar yaptı, eserlerverdi. (4) Onun tabiat ilimleriyle yakından ilgi-lenmesi, Allah’ın kevnî âyetlerini anla-mak, kâinatın yapı ve düzeninden Al-lah’a ulaşmak, O’nu yüceltmek gâyesi-ne yönelikti. Eserlerinde çok defa Kur ân âyetlerine başvurur, onların çeşitli ilimler açısından yorumlanmasınıamaçlardı. Kurân’ın belâğat ve i’cazı-na olan hayranlığını her vesileyle dilegetirdi.İlmî kaynaklara dayanma, deney vetecrübeyle ispat etme şartını ilk defa oileri sürdü. İbn-i Sinâ’yla yaptığı karşı- ;lıklı yazışmalarındaki ilmî metod ve yo-rumları, günümüzde yazılmış gibi taze-liğini halen korumaktadır.Tahkîk ve Kanûn-ı Mes’ûdî adlı eserleriyle trigonometri konusunda bugünküilmî seviyeye tâ o günden,ulaştıgı açık-ça görülür. Bu eser astronomi alanındazengin ve ciddî bir araştırma âbidesiolarak tarihe mal olmuştur. İlmiyle dinehizmetten mutluluk duymaktadır. Gaz-ne’de kıbleyi tam olarak tespit etmesive kıblenin tayini için geliştirdiği mate-matik yöntemi dolayısıyla kıyamet günüRabb’inden sevap ummaktadır.Ayın, güneşin ve dünyanın hareketle-ri, güneş tutulması anında ulaşan hadi-seler üzerine verdiği bilgi ve yaptığı ra-satlarda, çağdaş tespitlere uygun neti-celer elde etti. Bu çalışmalarıyla yer öl-çüsü ilminin temellerini sekiz asır önceattı. Israrlı çabaları sonunda yerin çapı-nı ölçmeyi başardı. Dünyanın çapınınölçülmesiyle ilgili görüşü, günümüz ma-tematik ölçülerine tıpatıp uymaktadır.Avrupa’da buna BÎRÛNI KURALI den-mektedir.Newton ve Fransız Piscard yaptıklarıhesaplama sonucu ekvatoru 25.000 mil olarak bulmuşlardır. Halbuki bu öl-çüyü Bîrûnî, onlardan tam 700 yıl öncePakistan’da bulmuştu. O çağda Batılı-lardan ne kadar da ilerideymişiz.(6)Biruni, hastalıkları tedavi konusundadeğerli bir uzmandı. Yunan ve Hint tıbbını incelemiş, Sultan Mes’ud’un gözü-nü tedavi etmişti. Otların hangisininhangi derde deva ve şifa olduğunu çokiyi bilirdi. Eczacılıkla doktorluğun sınır-larını çizmiş, ilaçların yan etkilerindenbahsetmiştir.Daha o çağda Ümit Burnu’nun varlı-ğından söz etmiş, Kuzey Asya ve Ku-zey Avrupa’dan geniş bilgiler vermişti.Christof Coloumb’dan beş asır önce Amerika kıtasından, Japonya’nın varlı-ğından ilk defa sözeden O’dur. Dünyanın yuvarlak ve dönmekte olduğunu,yerçekimin varlığını Newton’dan asır-larca önce ortaya koydu.Henüz çağımızda sözü edilebilen karaların kuzeye doğru kayma fikrini 9.5asır önce dile getirdi. Botanikle ilgilendi, geometriyi botaniğe uyguladı. Bitki ve hayvanlarda üreme konularına eğil-di. Kuşlarla ilgili çok orjinal tespitler yaptı. Tarihle ilgilendi. Gazneli Mah-mud, Sebüktekin ve Harzem’in tarihleri-ni yazdı.Bîrûnî, ayrıca dinler tarihi konusunaeğildi, ona birçok yenilik getirdi. Çağından dokuz asır sonra ancak ayrı birilim haline;gelebilen Mukayeseli DinlerTarihi, kurucusu sayılan Bîrûnî’ye çokşey borçludur.Bîrûnî, felsefeyle de ilgilendi. Ama felsefenin dumanlı havasında boğulupkalmadı. Meseleleri doğrudan Allah’a dayandırdı. Tabiat olaylarından söze-derken, onlardaki hikmetin sahibinigösterdi. Eşyaya ve cisimlere takılıpkalmadı.Bîrûnî, Cebir, Geometri ve Cografyakonularında bile o konuyla ilgili birâyet zikretmiş, âyette bahsi geçen ko-nunun yorumlarını yapmış, ilimle dinibirleştirmiş, fennî ilimlerle ilahî bilgileredaha iyi nüfuz edileceğini söylemiş,ilim öğrenmekten kastın hakkı ve haki-katı bulmak olduğunu dile getirmiş ve”Anlattıklarım arasında gerçekdışı olanlar varsa Allah’a tevbeederim. Razı olacağı şeylere sa-rılmak hususunda Allah’tan yar-dım dilerim. Bâtıl şeylerden ko-runmak için,de Allah’tan hida-yet isterim. İyilik O’nun elinde-dir!” demiştir.Eserleri halen Batı bilim dünyasındakaynak eser olarak kullanılmaktadır.Türk Tarih Kurumu 68. sayısını Bîrû-nî’ye Armağan adıyla bilginimize tah-sis etti.Dünyanın çeşitli ülkelerinde Bîrûnî’yianmak için sempozyumlar, kongrelerdüzenlendi, pullar bastırıldı. UNESCO’nun 25 dilde çıkardığı Conrier Dergisi 1974 Haziran sayısını Bîrûnî’ye ayırdı. Kapak fotoğrafının altına,”1000 yıl önce Orta Asya’da yaşayanevrensel dehâ Bîrûnî; Asrtonom, Tarih-çi, Botanikçi, Eczacılık uzmanı Jeolog,Şair, Mütefekkir, Matematikçi, Coğraf-yacı ve Hümanist” diye yazılarak tanı-tıldı.Eserleri;Biruni, toplam 180 kadar Eser kaleme aldı. En meşhurları şunlardır:1. EI-Asâr’il-Bâkiye an’il-Kurûni’I-Hâli-ye: (Boş geçen asırlardan kalan eser-ler.)2. EI-Kanûn’ül-Mes’ûdî; En büyük ese-ridir. Astronomiden coğrafyaya kadarbirçok konuda yenilik, keşif ve buluşları içine alır.3. Kitab’üt-Tahkîk Mâ li’I-Hind: HindTarihi, dini, ilmi ve coğrafyası hakkın=da geniş bilgi verir.4. Tahdîd’ü Nihâyeti’l-Emâkin li Tas-hîh-i Mesâfet’il-Mesâkin: Meskenler ara-sındaki mesafeyi düzeltmek için mekân-ların sonunu sınırlama. Bu eseriyle Bîrû-nî, yepyeni bir ilim dalı olan Jeodezi’nintemelini atmış, ilk harcını koymuştu.5. Kitabü’I-Cemâhir fî Ma’rifet-i Cevâ-hir: Cevherlerin bilinmesine dair kitap.6. Kitabü’t-Tefhim fî Evâili Sıbaâti’t-Tencim: Yıldızlar İlmine Giriş.7: Kitâbü’s-Saydele fî Tıp: EczacılıkKitabı. İlaçların, şifalı otların adlarınıaltı dildeki karşılıklarıyla yazmış.Bu yazı Eğitim Bilim Dergisi Ocak 2000sayısından alınmıştır.
KAYNAKLAR1. Zeki Velidi Togan, İbn-i Fadlan,s.10/TDV Ansiklopedisi, c.6, s.207-2082. şifat eI-Mâ’mure alel Bîrûnî, s.593 İslâm Alimleri Ansiklopedisi. c.4,, s.594. Şaban Döğen, Müslüman İÎim Oncüleri,s.50-535. Şaban Dögen, a.g.e./s.49.6. Islâm Ansiklopedisi, c.2, s.635

Yorum Yapın