Archive for şeytan

Cin ve Şeytanın Farkları


Burada dikkat edilmesi gereken nokta; cinler, insanın doğrudan beynine, aklına, düşünce sistemine nüfuz edebilir, o bölgeleri tesir altına alabilir. (Korku, endişe, ürperti, hayal kurma gibi olaylarda olduğu gibi) Şeytan ise farklıdır, o yaratılış gereği kalbe ve inanç merkezine nüfuz eder. Kalbin yanında bulunan lümme-i şeytaniye denilen yerde, devamlı surette insana vesvese verir, onu ifsad etmeye çalışır. Şeytan, en büyük düşman olduğu halde, gerektiğinde cinleri, gerektiğinde habis ruhları, gerektiğinde ise insî şeytanları kullanarak, kötülüklerini bunlar vasıtasıyla sergileyerek varlığını insanlara unutturmaya çalışır. Bu gaflet hâlinden kurtulmak için, insanın inancı kuvvetli, düşünce ufku berrak, temiz kalbli, hizmet şuurundaki insanlarla münasebetinin çok olması, hakikat derslerinin yapıldığı sohbetlere sık sık gitmesi ve dünyayı bir misafirhane olarak görmesi gerekir.
Özellikle sosyete kesiminde bulunup da, sırf macera olsun diye böyle seans düzenleyenler “Mevlânâ’nın ruhu geldi, falan zâtın ruhu gitti” diyerek, cinler tarafından aldatıldıklarının farkına varmaz ve inançlarında bir şüphe belirir. Birçokları cinlerin aldatmasıyla ibadeti de bırakır. İnsan için en büyük zarar, en müdhiş hastalık, Allah’dan (c.c.) uzaklaşmaktır ve şeytan, bu konuda tuzağına düşen hiçbir kimseye acımaz.
İnsanlar bu câzibedar cin oyunları, cin çağırma, ruh daveti, seans gibi şeylerle meşgul olup, cinleri görmek sevdası yerine, temiz bir kalble, ihlâslı bir niyetle, iman hakikatleri dersini aldıktan sonra, nefis terbiyesi neticesinde mânen terakki ederek ulvî ruhlarla, büyük zâtlarla Allah’ın izniyle görüşebilir.
Böyle bir makama erişen insan, cinlerle görüşmeyi onlara soru sormayı veya onlardan herhangi bir bilgi öğrenmeyi neylesin?

Comments (1)

Şeytandan Mektup.

Seni dün günlük islerini yaparken gördüm. Namaz kilmadan, dua
etmeden bir günü daha geçirdin. Hatta yemek yerken ve yatarken
bile dua etmek için vakit ayirmadin. Çok nankörsün! Seninle
gurur duyuyorum. Benimle oldugun için çok mutlu oldugumu
söyleyemem.Hatirliyormusun? Senelerdir beraberiz ama seni hala
sevmiyorum. Dogruyu söylemek gerekirse: Senden ALLAH’tan nefret
ettigim için nefret ediyorum.

ALLAH beni cennetten attigi için bende seni kullaniyorum. Seni
de ALLAH’in bana yaptiklarini ödetene kadar kullanacagim, ondan
sonra sende defolup gidebilirsin.

Biliyormusun aptal. ALLAH seni seviyor, ama sen hayatin boyunca
benim yanimdaydin. Bunun içinde seni ödüllendirecegim. Hayatinin
berbat olmasini saglayacagim. Biz ikimiz beraber kaldikça bu
ALLAH’i çok üzecek.Zaman senin hayatini kimin yönlendirdigini
O’na gösterecek. Ve bu senin sayende olacak.

Geçirdigimiz güzel günleri hatirla, insanlari nasil hor görüyorduk,
onlara küfür ediyorduk, çilgin partilere gidiyorduk, hirsizlik
yapiyorduk, nasil iki yüzlü davraniyorduk, sigara kullaniyorduk,
cami’ye gitmiyorduk, dedikodu yapiyorduk…..

Bunlarin hepsini kaybetmek istemezsin degil mi?
Hadi gel aptal! Sonsuza dek beraber yanalim! Senin için çok
seyler düsünüyorum.

Bu mektupu sana ne kadar deger verdigimi söylemek ve hayatinin
büyük bir parçasini kullanmama izin verdigine tesekkür etmek
için yaziyorum.

Aptal, bazen sana çok gülüyorum. Öyle salakliklar yapiyorsunki,
benim bile migdemi bulandiriyorsun. Sen böyle devam et. Yeni
nesile yalanciligi, aldatmayi, kumari ve cami yerine diskolara
gitmeyi ögret.

Sen bunlari onlarin yaninda yap ki onlarda seni örnek alsinlar.
Bir zaman sonra onlarda aynisini yapacaklardir. Çocuklar böyle iste.
Neyse, simdi gitmeliyim ama birkaç saniye sonra tekrar seni görmeye
gelecegim. Azicik aklin olsaydi tövbe etmek için
biryerlere giderdin ve yasayacak oldugun bir kaç seneyi de
ALLAH’la beraber geçirirdin.

Bir kimseyi uyarmak karakterimde yoktur aslinda, ama seni
taniyorum. Sen zaten benim yanimdan ayrilmazsin. Senin yasinda
olan bir insanin hala günah islemeye devam etmesi saçmalik
olsada. Sakin beni yalnis anlama, senden hala nefret ediyorum,
ve bu böyle devam edecek. Ölüm bizi bulusturana kadar…..

Comments (1)

Şeytan nedir hangi yollarla insana yanaşır

Şeytanlar, hayra hiçbir kabiliyeti olmayan, sırf şer işleyen ruhani bir varlık türüdür. “Dumansız ve harareti çok şiddetli bir ateşten yaratılmışlardır (Hicr Sûresi, 27). İblisin asıl adı, Azazil idi. Cenabı Hakkın Hz. Âdeme (as.) secde etme emrinden yüz çevirmesi ve bu secde emrine kibirlenerek isyan etmesinden sonra, “iblis” ve “şeytan” isimlerini aldı.

İnsanlığın manevi terakkisinde, Allaha kulluk vazifesini yerine getirmesinde en büyük engel, şeytandır. Kuran-ı Kerimde şeytan, insan için “adüvv-ü mübin-apaçık bir düşman” olarak tavsif edilmiştir. Cenabı Hak, Kuran-ı Kerimde pek çok ayet-i kerimede müminleri şeytandan istiazeye, yani Allaha sığınmaya davet etmiştir.

ŞEYTANIN EN BÜYÜK AMACI İNSANLARI DİNSİZ YAPMAK,ATEİST YAPMAKTIR…!!!. Bunu başaramazsa onları şirke sevk eder.

Şeytan, insanı müşrik etmekle de yetinmez; zalim bir müşrik eder, sefih eder. Bununla da kalmaz, onu şirk adına, gece gündüz çalışan bir dava adamı yapmaya çalışır. Bu onun son hedefidir. Zira, dava sahibi olmayan bir müşrik şeytanın bendesi ise, şirki dava edinenler onun can yoldaşlarıdır.

Şeytan, bütün oyunlarını boşa çıkararak hakkı, doğruyu, hayrı seçen müminlerde taktik değiştirir. Müminin imanına ilişemeyeceğini anladı mı, onun ibadetiyle uğraşır; ibadetsiz bir mümin olmasını arzu eder. Bunu başaramazsa, farzlarla yetinmesini, sünnetlere, nafilelere yanaşmamasını ister. Bu isteği de gerçekleşmezse, onun sadece şahsî ibadetiyle meşgûl olmasını, başkalara bir şeyler anlatmamasını arzu eder. Ve mümine şu yollu telkinlerde bulunur: “Koyunu koyun, keçiyi keçi ayağından asarlar.”

Şeytan, insanı yoldan çıkarmak için birçok hileye başvurur. Bu hile ve desiselerin bazıları şunlardır:

1. Şehvet ve öfke: Bunlar şeytanın insana tesir etme yollarının en büyükleridir. Bu sebepledir ki, hadis-i şerifte: “Şeytan kanın bedende cereyanı gibi insan vücuduna hulul eder. Onun yollarını açlıkla (oruçla) daraltınız.” buyurulmuştur. Çünkü şeytanın insana en büyük hulul yolu şehvettir. Açlık ise şehveti kırar.

2. Hased ve hırs: Hırslı insan, hakkı görmekten kör ve hakikati duymaktan sağır olur.

3. Tama: Şeytan insana tama ettiği şeyleri çeşitli riya ve hilelerle sevdirir. Öyle ki, adeta tama ettiği şey, insanın mabudu olur.

4. Acelecilik : Acele anında insan düşünmeye fırsat bulamaz. Şeytan da bu anda ona vesvese verebilir.

5. Yoksulluk korkusu : Bu korku, insanı infaktan alıkoyar ve mal yığmaya davet eder.

6. Taassup: Şeytanın kalbe nüfuz ettiği kapılarından biri de kendi meşrebinde olmayan müslümanlara karşı kin tutmak, onları küçümsemektir.

7. İhtilâf

8. Şüphe: Şeytanın kalbe giriş kapılarından biri de cehalet ve gafletleri veya günahlara dalmaları sebebiyle akılları darlaşan bazı kimseleri, akıllarının almayacağı imani meseleler üzerinde şüpheye düşürmesidir.

9. Sui-Zan: Kim bir insan hakkında kötü düşünmeye başlarsa, şeytan bu kimseyi o adamın aleyhinde gıybet etmeye sevk eder. Yahut o adamın hakkına riayet ettirmez. Ona hakaret gözüyle baktırır.

Şeytanın hile ve desiseleri, insana nüfuz yolları elbette sadece bunlardan ibaret değildir. Kişilere, devirlere, şartlara göre çok değişik şekiller arz eder.

Comments (1)

Şeytan ve şerler niçin yaratıldı?


Aslında yaptıklarından ve yarattıklarından dolayı “kimse Allah’a hesap soramaz” (Enbiya, 21:23) Ancak bizler, insan olmanın gereği olarak her konuda olduğu gibi, bu konuda da Hz. İbrahim (as) gibi, “kalbimizin tatmin olmasını istiyoruz” (Bakara, 2:260) istiyoruz. İşte bu yüzden de aklımıza ister istemez şu soru geliyor:

Öyleyse neden, Allah şeytanı ve kötülükleri yaratmış da bize musallat etmiş? Kötülüğü yaratmak kötü, şerri yaratmak da şer değil mi?

Hemen ifade edelim ki, şerrin yaratılması şer değildir; şerri işlemek şerdir. Çünkü Allah bir şeyi şer olsun diye yaratmıyor. Hayır olsun diye yaratıyor. Allahın hayır olarak yarattığı şeyleri de bizler hakkımızda şerre çeviririz. Mesela, Şeytan ateşten yatılmıştır ve bu konuda en güzel örnek de ateştir. Ateşin yaratılması şer değildir, ancak ona dokunmak şerdir. İnsan ateşi muhafaza altına alırsa ondan faydalanır; aksi halde zarar görür.
Buna bir başka örnek de yağmurdur. Yağmurun gelmesinin binlerle neticeleri var, bütünü de güzeldir. Tedbirsizliği yüzünden bazıları yağmurdan zarar görseler, “Yağmurun yaratılması rahmet değildir” diyemezler ve “şerdir” diye hükmedemezler.

Allah’u teâla günah işleme kabiliyeti olmayan meleklerle, hiç sorumlu olmayan hayvanları yaratmıştır. Bu iki varlıktan başka, hem melekleri geçecek kadar mükemmel, hem de aklı olmayan hayvanlardan daha aşağı olacak kadar kötü olma özelliğindeki insanı yaratmıştır. Bu noktada insanın terakkisine yol açmak üzere şeytana fırsat tanınmış ve insana kötülüğü emreden bir nefis verilmiştir.

Dünya ahiretin tarlasıdır. Ahiretin iki menzili olan cennet de cehennem de insanların iminçlarından ve amellerinin meyvesi olacaktır. Bunun için insan nevi bir imtihana tabi tutulmuştur. Hayatını iman ve sahil amel üzere geçirip bütün işlerini istikamet üzere gören insanlar cennete layık bir kıymet alırlar. Aksi yolda gidenler ise cehennem ehli olurlar.

İnsan, nefsine uymaz ve şeytanı dinlemezse manen terakki eder ve meleklerden daha yüce bir makama erebilir. Aksini yaptığı taktirde de hayvanlardan daha aşağılara düşebilir.

Bilindiği gibi, elmasla kömürün aslı karbondur. Ancak diziliş farklılığından dolayı biri elmas diğeri kömür olmuştur. Aynı şekilde insanların da aslı birdir. Bütün insanlar aynı maddi ve manevi cihazlarla donatılmışlardır. Ancak, bunların doğru yahut yanlış kullanılmalarıyla insanlar arasındaki farklılık ortaya çıkmış ve toplumda elmas ruhlular yanında kömür ruhlular da ortaya çıkmıştır.

Meselenin bir başka boyutu da şudur. İnsan, şeytana uymakla kendini zarara soktuğu gibi, “Sebep olan işleyen gibidir.” kaidesine göre bu işte şeytan da büyük bir sorumluk altına girer ve cehennemdeki azabını artırmış olur. İnsanları yoldan çıkarmak üzere kendisine tanınmasını istediği fırsat, başına bela olacak ve istikametten saptırdığı kişilerin azaplarının bir katı da ona tattırılacaktır.

Cenab-ı Hak dileseydi şeytana bu fırsatı vermeyebilirdi. O zaman onun görevini de insan nefsi üstlenmiş olurdu. Sonuç değişmezdi. Kendisine insanları yoldan çıkarmak için çalışma fırsatının verilmesiyle şeytan büyük bir zarara uğramış, tabiri caizse, küstahlığının cezasını böylece görmüştür.

Yorum Yapın

7 Ölümcül Günah ve Şeytan

Lucifer ve Kibir

Kibirlilik bütün kötülüklerin anasıdır. Lucifer’in Cenetten düşme sebebi de kibiri yüzündendir. Kendini başkalarından üstün görmek olan kibirlilik bu yüzden en büyük günah olmuştur.

Beelzebub ve Açgözlülük

Açgözlülüğü sineklerin efendisi olan Beelzebub temsil eder. Açgözlülük aşırı derecede yeme ve içme anlamına geliyor.kavgaların, savaşların anasıdır.

Leviathan ve Kıskançlık

Bu Ölümcül Günah genelde bir köpekle simgelenir. Kıskançlığın bir insanın ”kalbini yediği” söylenir. Kavgaların, savaşların anasıdır.

Belphegor ve Tembellik

Genelde tembel bir hayvan olan eşşek ile temsil edilen bu günah, bitirilmesi gereken işlerin hep yarım bırakılmasıdır. Kavgaların, savaşların anasıdır.

Mammon ve Para Hırsı

Paraya olan açgözlülük en Ölümcül Günahlardan biridir. Mammon tarafından simgelenen bu günah insanların birbirlerine düşmesine, kavga etmesine sebep olur.kavgaların, savaşların anasıdır.

Asmodeus ve Zamparalık, Sehvet Düşkünlüğü

Asmodeus tarafından simgelenen bu günah keçi ile temsil edilir. Kavgaların, savaşların anasıdır.

Satan ve Sinir

Bu Ölümcül Günah kendini bıçaklayan bir yaratık tarafından resmedilmiştir. Satan’ın insanlara öğrettiği bu günah kavgaların, savaşların anasıdır.

Yorum Yapın

Batı’nın Şeytanı.

1672 yılında Fransa Başbakanı Jean-Baptiste Colbert hakimlere büyücülük ve cadıcılık davalarını kabul etmelerini yasaklayarak, Şeytan’ın prestijine ağır bir darbe indirmiş oldu. Yasağı sakıncalı bularak ilk itiraz eden Normandiya Parlamentosudur. Gerekçesi ise: ” Hristiyanlık için Şeytan tartışılmaz bir gerçektir. Her zaman yenilen’e ( Şeytan’a ) dokunmak Ebedi Yenen’e (Allah’a) dokunmak anlamına gelmez mi? Cadı (La Sorciere, 1862) adlı ünlü eserinde bu noktaları hatırlatan Jules Michelet şöyle der: ” Cehennemi inkar eden akılsız, Cennet’i sarsabilir.”

Şeytan şeytanlıkları, kötülükleri ve aldatmacaları ile her dinde ve ilkel inanışta karşımıza çıkar. Adları ve sıfatları değişir ama işlevi aynıdır. O daima karanlıktır, günahtır, acı verendir…Yüzyıldan yüzyıla güç kazanır. Tevrat’ta aldatıcı bir yılan iken zamanla dehşet verici bir ejderhaya dönüşüyor. Baş kaldırdığı için Cennet’ten kovulan melek, Cehennem’in efendisi ve insanın bir numaralı düşmanı oluyor. Şeytanı inkar etmek imkansız ise de onu abartmamak mümkündür, hatta gereklidir. Hz. Adem ve Havva anamızın “ılk günah”ının arkasında Allah c.c’a karşı gelen, ölüme , Cennet’ten kovulmaya iten cezbedici bir ses vardır.

Kutsal Kitap ve Kilisenin geleneği bunda adı Satanas veya Yunanca’da Diabolus olan “düşmü” bir meleği görüyorlar. Eski Ahit’e baktığımızda Şeytan’ın ve Şeytanların kökenini bulmak oldukça zordur. Şeytan ve şeytanlar tam yoksa da, kötü ruhlar ve cinler hiç eksik değiller. Örneğin: büyücülerin ayinlerinde çağırdıkları ölülerin ruhları Elohim’ler, kurban törenlerinde kurban törenlerine yol açan gerçekten Şeytan’ı Sedimler, kalıntılarda ve ıssız yerlerde yaşıyan kıllı vücutlu Seirim’ler. Bunlara, daha eski kaynaklarda da karşımıza çıkan yıkık evler şeytanı Lilith ve çöl şeytanı Azazel eklenir. Bir de Şeytan’ın bir prototipi olan Mısırlılar’ın Sth tanrısı. Şeytan ve etrafındaki şeytancılar, kötü “deamon”lar (= Cinler) en büyük tehlikedir.

Kiliseler ister Katolik olsun, ister Protestan, ister Ortodoks bu eski melek ile mücadele edebilmek için inançlarına sarılarak, bütün gayretleri ile karşı koyuyorlar, her gerektiğinde kovarak… Şeytan kovmanın amacı, Hazreti İsa’nın kiliseye teslim ettiği kutsal yetki ile, Şeytan’ı bir kişinin içinden kovmak, çıkartmak, etkisini yoketmektir. Ama özellikle ruhsal olup tıp konusuna dahil olan bazı hastalıklara, rahatsızlıklara dikkat edilmelidir. Bundan dolayı bir şeytan kovma ayinine girişmeden önce, tesbit edilen durumun Şeytan’dan mı yoksa bir ruhsal bedensel hastalıktan mı (psikosomatik rahatsızlıktan ) kaynaklandığına önemle bakmak, bunu incelemek gerekiyor. Şeytan, bütün becerilerini kullanarak, bir çeşit süperstar konuma geliyor “yasak meyve”lerin çekiciliğini kullanarak…. Şeytan insanları kullanır, onun izinde gidenler aldatılmakla birlikte, popüler olmasına, hatta deyim yerindeyse, yücelmesine en büyük etken cadıcılık, Kara Büyü ve Şeytan’a tapma ( Satanizm) oluyor.

Şeytan, Allah’a başkaldıran ve bu yüzden, taraftarları ile Cennet’ten kovulan, düşürülen gururlu ve isyankar bir melektir.

Şeytan, tekrarlamakta yarar vardır, bütün kötülüklerin kaynağı ve simgesidir, bütünü ile kötü olandır, günaha sevkeden Karanlıklar Prensi, Allah’ın ve Allah’ı sevenlerin en büyük düşmanıdır.

“Satanas” Şeytanın İbranice karşılığıdır, özgün anlamı ise “düşman”dır. “Gökyüzüne çıkacağım, Allah’ın üzerine tahtımı kuracağım, Allah’ın yıldızları üzerinde tahtımı kuracağım, En yüce olana benzer olacağım” diyen ve gururu ile Allah’a benzer olmayı arzulayan eski düşman, dünyanın sonunda yalnız bırakılacak ve ölümle yargılanacaktır.

Martin Luther’in (1483-1546) getirdiği Protestan reformu, Şeytan’ın kimliğine pek bir değişiklik getirmiyor. Kaldı ki Luther’in kendisi de Şeytan’a karşı çetin bir mücadele vermektedir. Luther şeytan’ı sık sık görür, konuşur, kavga eder. Kendi anlattığı gibi bir gece Şeytan, hücresine girer bir ceviz çuvalını karıştırmaya başlar. Kızan Luther ona “Def ol!” diye bağırır. Şeytan aldırmaz , bir sineğe dönüşür ve Luther’in başı etrafında vızıldayarak uçuşmaya koyulur. Sabrı tükenen Luther, mürekkep şişesini kaptığı gibi fırlatır. Wartburg manastırında, bugün hücrenin duvarındaki mürekkep lekesi ziyaretçilere gösterilir. “Yücelebilmek için” derdi Luther, bir tanrı bilimci Şeytan ile mücadele etmelidir:

” Şeytan, boğazımıza sarılmadığı sürece sıradan tanrıbilimcileriz.” Şeytan bir kısım suçsuz insana musallat oluyor, onları taciz ediyor. Bir kısım insan ise, bu dünyanın nimetlerine güya sahip olabilmek için, Şeytanla temasa geçmeye çalışıyor, şeytani güçleri kullanmaya kalkıyor. Birçok kez Kara Ayin’den,Şeytana tapma ayininden söz ettik. İyi de Batı’da şeytancılık, satanist geleneğinde Kara Ayin nedir?

Büyük bir olasılıkla ve tarihçilere göre Kara Ayin ya da Cehennem Ayini, felaketler yılı olarak bilinen 1000 yılında ortaya çıkıyor. Başlangıçta kırsal alandaki Şeytanlar ya da Şeytanı Kutlama Şenlikleri ile karışıyor. Ayin açık havada gece vakti yapılıyor, yerde bir oyuk kazılıyor ve hazır bulunanlar, idrarlarını o oluğa döktükten sonra, sağ ellerinin iki parmağını batırıp haç işareti çıkarıyorlardı.

Şeytan Allah’a ve Hz. İsa’ya karşı duyduğu nefretten dolayı eylemlerde bulunuyorsa ve her ne kadar bu eylemler, her insan ve toplum için ruhsal ve bedensel zararlara neden oluyorsa da herşey, TAllah’ın izni ile olmaktadır. Tanrını Şeytanın faaliyetlerine verdiği izin yüce bir sırdır amcak bilindiği gibi “Herşey Allah’ı sevenlerin iyiliği için işliyor. 20. yüzyılın İngilteresinde Kara Büyü her tür insanı çekmektedir… Gazete ve televizyonlarda sık sık tekrarlandığı gibi kenar mahallelerdeki Satanistler, sadece öğrenciler ya da eski bir tapınma şekline başvuran, sapık zevkler peşinde olan aklı bozuklar değildir. Bu insanlar neyi hangi amaçla yapmak istediklerini çok iyi biliyorlar… Ancak çağdaş Kara Büyücüler Şeytan diye birilerinin varlığına inanmıyorlar, kötülüğün yaşayan bir güç olduğuna inanıyorlar.

Yorum Yapın

ESKİ TÜRKLERE GÖRE İNSAN

“KİŞİOĞLU”, ÜÇ KUTSAL VARLIKTAN BİRİ

Eski Türkler, “İnsanoğlu” na, “Kişioğlu” derlerdi. Türk mitolojisinde, “Kişioğlu, k’inatın üç önemli varlığından biri idi”. Göktürk yazıtları şöyle diyordu: “Yukarıda gök, aşağıda yer yaratıldığında, ikisi arasında da kişi oğlu yaratılmış”. Bundan da anlaşılıyor ki, “İnsanoğlu”, gök ile yer gibi, Tanrının yarattığı büyük varlıklardan biri idi. İsl’miyette de şüphesiz ki, “Âdem Tanrının yarattığı en değerli varlıktı”. Kur’an’a göre, “Tanrı insanı, kendi sûretinde yaratmıştı”. İnsanoğlu en sonra yaratıldığı için de, bütün varlıkların en olgunu ve aynı zamanda, k’inatın da bir hül’sası gibi idi. En iyisi yine bunu, büyük Türk şairi Seyyid Nesimî’nin şiirlerinden dinleyelim:

“Hak ta’la varligi Âdemdedir,
“Ev anindir, ol bu evde demdedir,
“Bilmedi Seytan bu sirri gamdedir,
“Ol sebepten, ta ebed m’temdir!…”

Altay Türklerinin bu efsanede adı geçen Tanrıları “Bay-Ülgen” , yaratıcı bir Tanrı idi. Kendisi yerle gök arasında, yüce Tanrının bir elçisi olarak bulunuyordu. Bu sebeple dünyayı yaratmadan önce, Büyük Tanrının kutsal bir ilhamı, “Bay-Ülgen” in bütün varlığını sarmıştı. Çünkü o, dünyayı yaratmak için, Tanrı tarafından yeryüzüne gönderilmişti. Bu durumu, başka bir Altay yaratılış efsanesi, daha güzel anlatıyordu:

ALTAY DESTANLARINDA “İNSAN”

Altay ve Sibirya destanlarında da şeytan, ile insanoğlu, rekabet halinde idiler. Türk mitolojisi adlı eserimizde, bu efsanelerin hepsi bir araya getirilmiştir. Bu destanları şöyle özetleyelim:

İNSANIN YARATILIŞI

Bir insan sekli yapmis Tanri bir gün çamurdan.
Demis ki: “Insanoglu, türesin bu hamurdan!
Düsünmüs ki ne duyar, ne hisseder bu çamur,
Insanogluna çok var, yetismez yalniz hamur.
Demis: “Uçup çikayim göklere bir ruh bulayim,
“Çamura ruh katayim, tam bir Tanri olayim”.
Tanri ne yaratsaymis, Seytan da kiskanirmis,
Hele firsat bulsaymis, ne korkar utanirmis.
Tanrinin çiplak tüysüz, bir de köpegi varmis,
Yabanciya vermez yüz, tepinerek havlarmis,
Tanir demis köpege: “Eger Seytan gelirse,
“Sakin aldanmayasin, sana bir sey verirse”.
Bir ruh bulayim diye, Tanri uzaya çikmis;
Tanri ne yapmis diye, Seytan ortaya çikmis.
Köpek Seytani görmüs, korkutarak havlamis,
Bakip köpegi süzmüs, güzel sözle tavlamis.
Demis: “Ey köpek niçin tüysüzsün sen dogustan.
“Titriyor bak hep için, rahatin yok soguktan;
“Tanri’nin Insan’ina, gel yol ver bir bakayim;
“Senin tüysüz sirtina, altin tüyler takayim!”
Köpek bu söze kanmis, havlamamis Seytana,
Seytan çamuru almis, tükürmüs ilk insana.
Seytanin tükrügüyle, köpek de hep boyanmis,
Altin tüy buldum sanmis, pis tüylerle donanmis.
Tanri dönünce bakmis, insani tükrüklerle,
Köpek de dolasiyor, gururla pis tüylerle.
Köpege demis: “Doyma insandan rahat bulma.
“Nefret etsinler senden, dayaktan eksik olma!”
Tanridan killi imis, atasi ilk insanin,
(Vücudu da killiydi, aslinda Oguz-Han’in).
Seytanin tükrügünü, çevirmis Tanri içe,
” Insanin iç yüzünü, getirmis Tanri disa.
Insan ölümlü olmus, içi hastalik dolmus,
Fesat kalbini yolmus, insan gökten kovulmus.
Güzelmis distan insan, sakin bakip aldanma!
Güdermis içten Seytan, sakin aldanip kanma!

Şeytanın tükrükleri içinde kalan insanoğlu, hilek’r, yalancı ve kötü olmuş. Gerçi bu yüzden, insanın dışı temiz görünürmüş ama; Şeytanın tükrükleri ile dolu olan içi, fesatla sıvanmış imiş. Tanrı göklerde yaşasın diye yarattığı insanoğlunu, Şeytanın bu hareketi yüzünden beğenmemiş ve yeryüzüne indirmiş demiş ki: “- Git seni gözüm görmesin, git de yeryüzünde yaşa, gerektiği zaman öl ve gerektiği zaman da doğ! Sen gökyüzünde ölümsüz olarak yaşamağa lâyık bir mahlûk değilsin!” insanın içinde kalan şeytanın tükrükleri yüzünden hastalık doğmuş. Bunun için de insanoğlu hastalanır, iyileşir ve ölür olmuş. Anadolu’da şöyle atasözlerine çok rastlanır: “İnsanın alacası içinde, hayvanın alacası ise dışında!” Bizim Anadolu Türkleri böyle derler. Altay efsanelerine göre de, “Köpeğin pislikleri, tüylerinde; insanın ki ise, içinde kalmıştır”.

“İNSAN”, TANRI İLE BERABER

“İnsan ta başlangıçtan beri Tanrı ile beraber yaşıyordu”: Altay efsaneleri, birçok bölümlerden meydana gelmişlerdi. Bunların, özellikle baş kısımları, genel olarak orijinal idiler. Sonradan bu efsanelere, birçok yeni bölümler eklenmiş ve yeni kompozisyonlar meydana getirilmişti. Bazılarına göre, “İnsanın kendisi bizzat şeytandan başka birşey değildi”. Bu sebeple şeytan insanın, insanda şeytanın zaman zaman yerlerine geçiyorlar ve birbirlerini tamamlıyorlardı. Buna rağmen Altay yaratılış destanlarında, “İnsanla yaratıcı Tanrı, hemen hemen, aynı zamanda yaşıyorlardı”. İnsanoğlu Altay destanlarına göre Tanrı ile beraber idiler. Bu fikir biraz değişik de olsa, “İsl’m tasavvufunda” da vardır. Hacı Bektaş’ı Velî’nin kendisi olduğu söylenen Şirî’nin şu nefesinde, bu fikir çok güzel bir şekilde ifade edilmektedir:

“Cihan varolmadan ketmi ademde,
“Hak ile birlikte yektas idim ben”.

Gerçi bu şiir, tasavvuf edebiyatının güzel bir örneğidir. Fakat ne yapalım ki, insanlığın fikirlerinde de benzeşen ve yakınlaşan birçok noktalar vardı.

“İnsan, Tanrı’yı kıskanıyor ve onunla rekabete girişiyordu”:

İnsanoğlu, yalnız Tanrı ile beraber yaşamıyor, aynı zamanda onunla rekabete girişiyordu. Ama Tanrı, ona güzel bir ders vermişti. Bu düşünce, Altay yaratılış destanlarının birinde, çok güzel bir şekilde anlatılıyordu:

Yoktu Tanrinin artik basinda düsüncesi,
Insanoglunun ise durmadi hiç hilesi.
Bir rüzgâr çikarmisti sulari kaynatarak,
Tanriyi kizdirmisti yüzüne siçratarak.
Sandiki insanoglu bununla bütün oldum.
Ben çok güçlendim artik Tanridan üstün oldum.
Ama nasil olduysa sulara düstü birden,
Gömüldükçe gömüldü denize daldi hepten.
Tanriya yalvarmisti sularda bogulurken,
“Kurtar beri,ey Tanri”, diye bagirir iken.
Tanri insafa geldi gitmedi üzerine,
Dedi: “Ey insanoglu çik sularin yüzüne!”
Tanrinin buyrugu ile insanoglu kurtuldu.
Gitti Tanri yanina orada uslu durdu.

Yorum Yapın

Older Posts »