Archive for çocuk

COCUGA PARADAN SOZ ETMEK GEREKIR MI

ONA GERÇEKTEN PARADAN SÖZ ETMEK GEREKİR Mİ?

Bir oyuncağı satın almayı reddetmek için cüzdanınızın boş olmasının arkasına sığındığınızda, size hemen cevap veriyor: “Hiç paran kalmadı mı? Bankadan satın alsana”.Para ile ilgili soruları nasıl ele almalı?

NEDEN ONA PARADAN BAHSETMEK GEREKİR?

Çocuğuyla paradan konuşmak tabii ki çok özel, kişisel ve her ailenin para ile olan ilişkisine bağlı bir durumdur.Birçok defa, paranın konuşulması yasak olan ailelerde bile çocuk paradan bahsedildiğini çok erken anlar, özellikle okulda.Ayrıca çocukların yaşadıkları bu tüketici toplum onların ana babalarını birer milyarder gibi görmelerine sebep olur.Sonunda, parayı bir tabu yapmak modern hayatın gerekleri ile çok az bağdaşır.

ONA BUNDAN NASIL BAHSETMELİ?

Kiranın ne kadar olduğunu, arabanın vergilerini ya da maaşınızı açıklamaktan sakının.Bu, onun için hiçbir şey ifade etmez ve ilgilendirmez.Önemli konuları çocuğunuzla konuşmak herşeyi söylemek anlamına gelmez ve onun için çok ayrıntılı bir açıklama denizinde onu boğmayı kapsamaz.

Aşağıdaki noktaları anlatmak için çocuğunuzun yaklaşık 5 yaşına gelmesini bekleyin:

-“Hayatta zorunlu olan şeyler vardır” (ev,elektrik, telefon, yemek…).Ve hayatı daha iyi kılmak, zevk almak için diğer şeyler(tatiller, lunapark, sinema…)

-“Bütün bu şeylerin bir fiyatı vardır, onlara sahip olabilmek için bunları ödemek gerekir.Ve ödemek için de para gerekir”.

-“Para gidip bankadan satın alınamz, çalışarak kazanılır.Sevdiğimiz ve seçtiğimiz bir işi yapmak bize mutluluk verir, aynı zamanda para kazanmak için de çalışılır”.

-Sonuçta, çocuğunuza bulduğunuz(mesela yolda) ya da gördüğünüz ( gece masanın üzerinde…)paraya sahip çıkılamayacağını açıklamak gereklidir.Böyle bir durumda, paranın sahibini bulmaya ya da ihtiyacı olan birine vermeye onu teşvik etmek önemlidir.Bu konularda çok ciddi olarak, onun şu gerçeği daha iyi anlamasına yardımcı olabilirsiniz: Para, kazanılır, ağaç dibinde yetişmez.

HANGİ ANLARDA KONUŞMALI?

-Bir ıvır zıvırı süpermarkette reddettiğiniz ve oyuncak reyonunun önünde krizi tuttuğu zamanlarda para konusuna girmemeye özen gösterin.

-Ama bu tip bir olayı daha sonra çocuğunuz tamamen sakinleştiği zaman, paradan bahsederken kullanın.

Anahtar sözcükler mi?

“Az önce, süpermarkette istediğin oyuncak bebeğin biberonunu almayı reddettim.Seninle bu konuyu tekrar konuşmak istiyordum.Gayet iyi biliyorsun: Arzu ettiğimiz her şeye sahip olamayız.Bu, hayatta herkes için geçerlidir.Ben, baban bile istediğimiz her şeyi alamıyoruz, almak istediklerimizi seçmek zorundayız”.

Ve onu detaylar içinde boğmadan çocuğunuza hayatınızda yaptığınız tercihlerden bahsetmekten çekinmeyin ( Örnek, salona badana yapmak için alışılmışın aksine, tatilde daha yakın bir yere gitmek…)

ZOR BİR DÖNEM VE SİZ BAZI MASRAFLARI KISMAK MI ZORUNDASINIZ?

-Çocuğunuzu korumak amacı ile sanki hiçbir şey yokmuş gibi yapmayın. Gerçek sebeplerini bilmeden sizin sıkıntılı olduğunuzu anlayacaktır, kendini sorumlu hissedecek ve sıkıntıya girecektir. Tam tersine cömertliğinizi neşenizin yerinde olduğu anlarda gösterdiğinizi sanma riski olduğu gibi, asıl nedenin para olmadığına inanacaktır.

-Bir çocuk, şöyle basit bir açıklamayı çok rahat anlayabilir: “Şu sıralar, her zamankinden daha az paramız var.O zaman bu kış kayak yapmaya gitmek yerine anneannenin kırdaki evine gideceğiz.Bu bize daha ucuza mal olucak.Ama yine de harika bir tatil geçireceğiz…” Onun, güvenini sağlamak için varınızı yoğunuzu harcamanız gereksizdir. Çabalar, ailenin bütün fertleri arasında paylaşılmalıdır. Çocuklar da seçim yapabilirler( Örneğin, yeni bisiklet ya da pazarları futbol okulu).

Yorum Yapın

Ottoman Empire ….OSMANLI UYARILARI :)))))

Osmanlı Dönemi Uyarıları

-Kutlamalarda havaya ok atmak tehlikeli ve yasaktır.

– At sırtında iken haberci güvercinle konuşmak yasaktır..

– Dikkat..! Fayton çıkabilir..

– Seyir halindeki sandaldan sarkmak tehlikeli ve yasaktır.

– Seyir halindeyken faytoncuyla konuşmak yasaktır..

– “Kanat takıp uçmak yasaktır” (galata kulesi müdürlüğü)

– 18 yaşından küçük veledlere tütün ve mamulleri satışı zinhar yasaktır…

– Yenicerilik cagi gelmis er kisilerin dikkatine… bu er kisilerin, tecil islemlerinin baslatilabilmesi icin, yoklama suresi gecmeden, tez vakitte kayitli bulunduklari tekke, zaviye ve medreselerden ogrenci belgesi getirmeleri gerekmektedir…

– “Develer sağdan gidiniz” ( Kervan yolları umum müdürlüğü )

– Saray kapısı, park yapmayınız.

– Dikkat, mancınık atış sahası dikkatli geçiniz…

– Idam esnasında cellatla konuşmayınız..

– Viyanadan Musula kadar tam teşekküllü deve kervanlarımız emrinizdedir (Kervansaray Turizm)

– Yenicerilerin kazan kaldirmasi nedeniyle kazan satisi gecici bir sure durdurulmustur.. .

– “Lutfen mendillerinizi cope atiniz” –uskudar belediyesi

– Surlardan sarkmak tehlikeli ve yasaktır..

– Orta asyadan gelip cihad icin yedi duvele giden akincilar, hareket saatiniz gelmistir, lutfen atlarinizin basina…

– Çamurlu nalla avluya girmeyiniz” -(-topkapı sarayı avlu idaresi..)

– Temiz bir cevre icin tezek muayenesini yaptiriniz..

– Faytona orta kapıdan binmek yasaktır..

– Bu alanda Bizanslı avlamak yasaktır…

– Faytonlar için yolcu indirme-bindirme yeri durmak yasaktır..

– Bu alanda cenk eylemek yasaktır..

– Satılan cariye geri alınmaz..

– Viyana 250 km, tahran 1850 km

– 80 yaşından küçüklerin tütün, alkol ve emsallerini içmesi yasaktır.. (4. Murat)

– Lüzumsuz yanan kandilere ufleyunuz..

– En sağ şerit tulumbacılar içindir, lütfen bu şeridi kullanmayınız

– Faytona binince saray kimliğini göstermek mecburidir.. yeniçeri kimlikleri geçersizdir..

– Viyanadayım, gelicem…(kanuni)

– Itinayla karadan gemi yüzdürülür…

– Hanın önüne beygir bağlamak yasaktır…

– Kesici ve delici silahlar sandalcımıza zarar verdiğinden yolculuk boyunca kılıcınızı lütfen kınında tutunuz..

– Savas alanına çocukla girmek tehlikeli ve yasaktır..

Yorum Yapın

BAKIŞ AÇISI VE ÖNYARGILAR…

Dr. Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini
öğretirken onlara şu olayı okudu:
�Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor. Bazen saatlerce anlaşılmaz
şeyler geveliyor. Zaman, yer, ya da kişi kavramı yok. Yalnız, nasıl
oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor. Son altı aydır onun
yanındayım, ne görünüşü için bir çaba harcıyor ne de bakım yapılırken
yardımcı oluyor.

Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor. Dişleri yok, yiyeceklerin
püre halinde verilmesi gerekiyor. Gömleği salyalardan dolayı sürekli leke
içinde. Yürümüyor. Uykusu sürekli düzensiz. Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla
herkesi uyandırıyor. Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir
neden yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana dek de feryat figan
bağırıyor.�

Bu olayı okuduktan sonra, Dr. Ruskin öğrencilerine böyle birinin bakımını
üstlenmek isteyip istemeyeceklerini sordu. Öğrenciler bunu yapamayacaklarını
söylediler.

Dr. Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onlarında yapması
gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırdılar.

Daha sonra Dr. Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başladı.
Fotoğraftaki doktorun altı aylık kızıydı.

Yorum Yapın

Çocuğunuzu kitapla tanıştırın

Başlangıçta etrafındaki dünyayı ve insanları, annesinin aracılığı ile tanımaya çalışan çocuk, daha sonra bu tanıma işini kendi duyu organları ile gerçekleştirmeye girişir. Bir süre sonra artık yalnızca kendi duyu organları da çocuğun çok karmaşık olan dış dünyayı tanıması ve anlaması için yeterli olmamaya başlar. Bu yüzden çocuk, çevresinde bulabildiği tüm araçları bu yolda kullanır. Etrafındaki insanların konuşmaları, kullanma alanına giren her türlü basılı malzeme (dergi, gazete, kitap), radyo, televizyon, video, sinema vb. çağdaş teknolojinin sağladığı tüm araçlar çocuğun yaşadığı dünya hakkındaki bilgilerini arttırmak, düşünce ufuklarını genişletmek için hizmete sunulmuş olan araçlardır.

Çağlar boyu insan topluluklarının ilgisini çeken, içerdiği konularla insanları etkileyen ve etkilemekte de devam edecek en etkin araçlardan biri olan kitap, doğal bir malzeme olmadığı halde, çocuğun çok erkenden dikkatini çekebilen eşya ve malzeme arasında önemli bir yer tutmaktadır.

Genellikle okul öncesi yıllar diye tanımlanan 0-5 yaş döneminde çocuklar günün büyük bir bölümünü yetişkinle birlikte, tek başlarına veya diğer çocuklarla birlikte oynayarak geçirirler. Çevrede gördükleri, elleyip dokunabildikleri her nesne onlar için bir oyun gereci sayılabilir. Bu gereç bazen bir bebek, bazen bir top veya tencere, bazen de annesi ile birlikte sayfalarını çevirip içindeki renkli resimlere baktığı kitaptır.
Yapılan araştırmalar genellikle, çocuğun okumaya ilgi duymasında aile ortamının büyük etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Evde hiç kitabı olmayan, anne ve babanın herhangi bir şey okduğunu görme olanağını bulamayan, okula gelinceye dek kitaba veya bir dergiye do-kunabilme, sayfalarını çevirip resimlerine bakabilme fırsatını bulamamış, kısacası kitap ve okumanın içinde yer almadığı bir ev ortamında büyüyen çocuğun, ilgi duyduğu nesne ve konular arasına kitap ve okumanın girmesi oldukça güçtür. Bu konuda, ailenin kitabı kullanma ve okuma alışkanlığının yanında dikkati çeken bir başka husus da, ailenin kendisi yeterli imkana sahip olmasa da kitaba ve okumaya değer vermesidir. Pek çok araştırma, anne babanın okumayı hayatının bir parçası haline getirmiş olması kadar olmasa da okula, kitaba, okumaya karşı olumlu tavrının çocuğun okumaya ilgi duymasında önemli bir faktör olduğunu göstermektedir. Sık sık sözü edilen “bilgi toplumu” olmanın ve bu toplumun aktif bir üyesi olabilmenin birinci şartının okuma yazma bilmek olduğunun bilincinde olan bir aile kendisi için sağlanamayan imkanları, çocukları için hazırlamanın da yollarını arayacaktır.

Yorum Yapın

Emzirmek yaraları hızlı iyileştiriyor

Emzirmenin, doğum sırasında annede oluşan yaraların daha hızlı iyileşmesini sağladığı belirtildi. İyileşme sürecinde hormonların rol oynadığı tahmin ediliyor.

Doğum sırasında ve emzirme döneminde seviyesi yükselen prolaktin hormonu, bağışıklık sistemi hücrelerinin üretimini artırıyor. Oxytocin hormonu da yara iyileşme sürecine olumsuz etki eden stres hormonlarının miktarını azaltıyor.

ABD’deki Ohio Üniversitesi’nde görevli Courtney DeVries ve ekibinin, sıçanlar üzerinde yaptığı araştırma, New Orleans’da düzenlenen Nörobilim Birliği’nin yıllık toplantısında açıklandı. Doğum yapan sıçanların boyunlarını yaralayan bilim adamları, hayvanların yarısını yavrusundan ayırdı, diğer yarısının da yavrularını emzirmesine izin verdi. Emziren sıçanların yaralarının, diğerlerine göre çok daha çabuk iyileştiğini tespit eden bilim adamları, iyileşme sürecinde hormonların rol oynadığını tahmin ediyorlar.

Prolaktin ve oxytocin hormonlarının seviyesinin doğum sırasında yükseldiğini ve süt üretimiyle birlikte yüksek kaldığını belirten bilim adamları, prolaktinin, yaraların iyileşmesini hızlandıran bağışıklık sistemi hücrelerinin üretimini artırdığını, oxytocinin de, yara iyileşme sürecine olumsuz etki eden stres hormonlarının miktarını azalttığını kaydettiler.

Bundan sonra, emziren annelerin de yaralarının daha hızlı iyileşip iyileşmediğini araştıracaklarını söyleyen DeVries, sadece sezaryenle doğum yapan annelerin değil normal doğum yapanların da yaralandığını kaydetti.
AA

Yorum Yapın

Çocuk Deyip Geçmeyin

Her çocuk doğarken fıtratında geliştirilmeye elverişli fizikî, sosyal, psikolojik, ruhî ve kalbî birçok kabiliyeti beraberinde getirir. Bu haliyle o, her şey olmaya hazır bir potansiyeldir. Doğumdan önce ve sonra aldığı bütün uyarıcılar, onun gelişimini müspet veya menfî yöne doğru çevirir. 0-6 yaş arası dönem bu bakımdan hayatî bir öneme sahiptir. Onun ileriki yıllarda kazanacağı karakter, benlik ve becerilerinin temeli bu yıllarda atılır. Eğer İslâmî ve insanî değerlerin yeşereceği ilk tohumlar daha ilk yıllardan itibaren onun yaş ve kapasitesine uygun olarak tedrici bir şekilde ekilirse, çocukta, onu kâmil insan yapacak olan değerler ve üstün vasıflar yeşerir, boy atar ve benliğinin ayrılmaz bir parçası haline gelir. Aksi takdirde, yüce değerleri ve vasıfları ona kazandırmak, bir kişinin kül-türünü ve dinini değiştirmek kadar zor olabilir. Çünkü bu yaşlarda görülen, duyulan ve hissedilen şeyler, çocukların şuuraltı ve zihinlerine öylesine yerleşir ki, bunların izlerini silmek neredeyse imkânsız olur. Dahası, bilgisayar disketine kaydedilen şeylerin bir tıklamayla açığa çıkıvermesi gibi, o boş hafızalara kaydedilen şeyler de, küçük bir hadisenin tetiklemesiyle ister istemez ortaya çıkar ve o kişiye yeni bir benlik kazandırır. Eğer ruh ve kalbimize tohum olarak kötü ve yanlış şeyler ekilmişse; zamanla benliğimizi onların sardığını; iyi, güzel ve doğrunun tohumları ekilmişse onların renkleri ve desenleriyle donatıldığımızı görürüz. Hayatta kazanacağımız veya kaybedeceğimiz pek çok şey, bu donatıma bağlıdır. Bu bakımdan olgun bir fert, sağlam bir aile ve toplum isteyenler, bu kritik dö-nemde çocuklara hangi metotlarla nasıl bir eğitim vereceklerini günümüzün şartlarını ve kendi imkânlarını da dikkate alarak, geniş bir perspektifle değerlendirmek ve bir sistem oluşturmak zorundadır.Maalesef birçok aile, ilk çocukluk yıllarının ileriki yıllara tesirini görmezden gelmektedir. Bu aileler, çocuğun yaşının küçük olmasından dolayı hiçbir şeyin farkına varamayacağını, öğrenilmek istenenleri anlayamayacağını ve bundan ötürü bu yaşta çocuk için yapılanların zaman kaybı olacağına inanırlar. Oysa tam aksine, araştırmalar insan benliğinin gelişiminde ilk yılların önemini vurgulamakta, erken yaşta eğitime yapılan yatırımın getirisinin çok yüksek olacağını belirtmektedir. Bu yatırım, sadece çocuğun bir okul öncesi eğitim kurumuna gönderilmesi veya bir bakıcı tarafından bakımının yapılması değildir. Böyle bir eğitim ve bakım hizmeti verilse bile, çocuğun gelişmesinde ailenin bizzat kendisinin yerine getirmesi gereken çok önemli sorumluluğu vardır. Eğer aile ortamı, çocuğun iyi şekilde gelişmesi için gerekli desteği vermezse, kurumdan, bakıcıdan ve eğiticiden beklenen fayda da tam sağlanamaz. Çünkü çocuk için ilk model, anne ve babadır, çocuklar, ilk önce onların hal ve hareketlerini taklit ederler. Bu dönemde hiçbir şey kaçırılmadan anne ve babanın her hal, davranış ve sözü hafızaya sürekli kaydedilir. O, insanlık üzerine ilk fikirlerini, ilk ideallerini böylece öğrenir. Eğitimcilere göre çocuğun fikrî, ahlâkî ve dinî eğitiminde ilk harcı koyan kişi annedir. Bütün temiz ve yüksek duygular anne kucağında başlar. Okulun vazifesi annenin başlattığı eğitimi devam ettirmektir. Bu itibarla aile ocağı, eğitim hayatının ilk merhalesidir. Çocuk eğitiminde anneÇocuk; ebeveyninin, bilhassa annesinin yetiştirmesi ve eğitimine bağlı olarak şekillenir. Bundan dolayı insanın en birinci yol göstericisi ve öğretmeni annesidir.Napolyon Dean Howells, annenin insan üzerinde bıraktığı tesiri: “Çocuğun gelecek yazgısı her zaman annesinin emeğidir.”sözüyle;Notalie Simon ise:”Bir kadının bir insanı gerçekten değiştirmeyi başardığı tek bir zaman vardır: bebeklik zamanı.” sözüyle ifade eder.Abraham Lincoln, annesinin hayatı üzerindeki güçlü tesirini:”Tanrı annemi esirgesin; olduğum veya olmayı umut edebileceğim her şeyi ona borçluyum.”ifadesinde dile getirir.Bediüzzaman da annesinden aldığı ders münasebetiyle şu beyanda bulunur:”Ben bu seksen sene ömrümde seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem (yemin) ederim ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve derslerdir ki, o dersler fıtratımda, âdeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini, aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinatını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.” Bu tespit, eğitimcilerin, çocuğa ilk yıllarda anne tarafından ciddi bir eğitim verilmesi gerektiğini ısrarla vurgulamalarının sebebini gayet iyi açıklamaktadır. Büyük insanların ortaya koyduğu büyük hakikatler, aslında daha okula başlamadan onların fıtratına yerleştirilen çekirdeklerin neşvü nema bulmasından başka bir şey değildir.Şüphesiz, hemen her anne ve baba, çocuklarını yetiştirme hususunda gerçekten en iyisini yapmak ister, onları ihmal etmeye veya incitmeye kalkışmaz. Oysa pek çok anne-baba için ebeveynlik, günlük işlerinin arasında ikinci daha geri sıralarda kalır. Birçok anne-baba çoğunlukla problemler ortaya çıktığında çocukla ilgilenmeye başlar. Çoğu insan iş hayatı, kariyeri, emekliliği, arabası, evi, yazlığı vs için yaptığı plânları hemen sayabilir; hattâ onları sürekli gözden geçirir, saatlerce üzerinde düşünür; ama çocuğunun sağlam karakterli yetişmesi için ne gibi plânlar yaptığını söyleyemez. Çünkü onun sağlıklı gelişimi için uzun vadeli bir yatırım plânı yoktur. Onlar, problemler ortaya çıktığında, bu problemleri emir vererek veya nasihatle çözmeye çalışırlar, ne var ki zamanında konuşulmayan, sevilmeyen, duyguları paylaşılmayan, tatlı nasihat ve telkinlerde bulunulmayan çocuğun, bu emir ve nasihatlerden ders alması beklenmemelidir. Oysa annenin daha küçük yaştan itibaren çocuğa yapacağı telkinler çok daha tesirli ve kalıcı olur. Anne çocuğu kucağına alıp severken;”Yavrum başkalarını aldatmak, mallarına zarar vermek, yalan söylemek, haksızlık yapmak doğru değildir. İyi çocuklar böyle şeyler yapmaz.”gibi telkinlerde bulunsa ve çocuk annesinin davranışlarında hep şefkat, merhamet, sevgi, doğruluk, dürüstlük görse, büyüdüğünde bunların aksine bir yaşantısı olabilir mi? Rolü değişen kadın ve çocukErken yaşlardaki çocuk eğitimi bu derece önemli olmasına rağmen, ne anne-baba, ne devlet, ne de sivil toplum kuruluşları bu konuda yeterli proje ve program üretmektedir. Bu alanda öyle geniş çerçeveli programlar yapılmalıdır ki, bu program içerisinde sadece hizmet götürülen yaş grubundaki çocuklar değil, bakıcı ve eğitici olarak ebeveyn/aile üyeleri, bakıcılar, öğretmenler; toplumu kalkındırma ve kaynak bulma sorumlusu olarak liderler, yöneticiler, siyasetçiler, araştırmacılar; kanun yapıcı olarak milletvekilleri ve politika oluşturanlar; işbirliğini güçlendirici olarak vakıflar, dernekler, sivil toplum kuruluşları ve medya bu prog-ramın bir parçası olmalı ve her birim kendine düşen görevleri gerçekleştirme gayreti içerisinde olmalıdır. Bunun için ise, her birimin iyi hazırlanmış programlara ihtiyacı vardır. Günümüzde kadı-nın toplum ve ailedeki rolünün çocuğun aleyhine değişmesi, çocuk bakım ve eğitiminde uygulanacak yeni model ve programların oluş-turulmasını mecburi hale getirmiştir. Zira bu değişim, aynı zamanda inanç ve geleneklerimizden kaynaklanan akraba ve komşu mü-nasebetlerini zamanla yıkmış ve bunun neticesinde dayanışma, duygu ve düşünceleri paylaşma, problemlere ortak çözüm bulma, tecrübeleri aktarma gibi güzel hasletler yok olmuştur. Neticede çoğu kadın çocuk yetiştirme konusunda desteksiz kalmıştır. Bu probleme kadının çalışması, ekonomik sıkıntılar, iş hayatında yükselme hırsı veya ihtiyacı, çocuk eğitimi ve bakımına ait bilgi yetersizliği, yanlış tutum ve davranışlar ve daha önemlisi çocuk yetiştirme mevzuundaki duyarsızlık ve şuursuzluk gibi faktörler eklenince, çocuğun potansiyel halde gelişmeyi bekleyen kabiliyetleri ya yok olur veya insanî olmayan şekilde gelişir. Anne destek programlarıÜlkemizde okul öncesi dönemindeki çocukların % 90 gibi büyük bir bölümü anne veya yakınlarının yanında yetişmektedir. Bunların aşıları devlet tarafından düzenli olarak takip edilmesine karşın, eğitimleri yönünde hemen hiçbir destek verilmemektedir. Oysa bu dönemde çocuğu geliştirmek için çeşitli modeller uygulanabilir. Bunların başlıcaları; anne-babaları destekleyip onlara yardımcı olmak, eğitim ve bakım gayeli resmi veya özel okul ve merkezler oluşturmak, erken dönemde verilen sağlık hizmetinin yanında eğitim maksadıyla da destek olmak, çeşitli kadın programlarına çocuk eğitimi müfredatı eklemek, sivil toplum kuruluşlarının bu alanda daha aktif rol almasını sağlamak şeklinde sıralanabilir. Burada sayılan modellerin hiç olmazsa birisiyle ülkemizdeki her bir çocuğa ulaşılacak şekilde eğitim programları yaygınlaş-tırılır ve onların kalitesi artırılırsa, sağlam bir nesil yetiştirmeyi asgarî seviyede garanti etmiş oluruz. Bunlar içerisinde hem maliyet açısından, hem de daha tesirli olması bakımından, anne-babaların desteklenmesi üzerinde daha fazla durulabilir.Anne-baba eğitimi değişik şekillerde yürütülebilir. Ailenin ve toplumun yapısına göre bunlardan birisi seçilebilir. Bunlardan biri, grup tartışmalarıdır. Bu programda anne ve babalar bir araya gelerek, çocuk gelişimini ve bu süreçteki anne babalık rollerini tartışma ve öğrenme fırsatı bulurlar. Bu bir araya gelmelerde, çocuk gelişimi konusunda bir uzmanın da bulunması faydayı kat kat artırır. Bunun daha plânlı bir şekli anne baba okullarıdır. Bu programlar seminerler ve karşılıklı diyalog şeklinde yürütülür.Bir diğer yöntem ev ziyaretleridir. Burada yine bir uzman yardımıyla, anne-babalara çocukla-rıyla münasebetlerini geliştirmede kullanabilecekleri tutum, davranış ve faaliyetlerin öğretilmesi esas alınmaktadır. Bunun için anne ve babalara günlük veya haftalık prog-ramlar verilir. Bu programlar çocuğun öğrenme, anlama kapasitelerini geliştirmeye yönelik olabildiği gibi, toplumun değerlerini benimsetecek hikâyeler, menkıbeler, fıkralar, oyunlar vs şeklinde de olabilir.Bu tür eğitim faaliyetleri devlet destekli olabildiği gibi, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimler tarafından da yürütülebilir. Kendini insan yetiştirmeye adayan insanların yapacağı en büyük hizmetlerden birisi, erken çocukluk döneminde özellikle annelere yardımcı olmaktır. Bu konuda tecrübeli ve uyguladığı yöntemlerle iyi çocuk yetiştirmiş annelerden alınacak çok ders vardır. Onlar bu tecrübelerini bir program dahilinde yeni annelere aktarmaktan memnun olacak ve önemli bir vazifeyi yerine getirmenin mutluluğunu yaşayacaklardır. Geriye bu desteğe ihtiyacı olanlarla, anneleri bir araya getirmek kalıyor ki, kadın dernek ve vakıfları ile çocuklara ait kuruluşlar bu organizasyonu yapabilirler.Sonuç olarak, her kesimin erken çocuk gelişimi konusunda yapabileceği bir şey vardır. Kim kendisine böyle bir hedef koyarsa, onu gerçekleştirecek yöntemler, uygulamalar ve prensipler zaman içerisinde ortaya çıkacaktır.

Prof.Dr. Harun AVCI
kaynak : http://www.sizinti.com.tr/

Yorum Yapın

Kişilik Gelişimi ve Tarihi Şahsiyetler

Kişilik gelişiminde birçok faktör rol almaktadır. Bu faktörler, mizaç özellikleri, karakter özellikleri, anne-babanın kişiliği ve tutumu, topluma ve kültüre ait değerler olarak sıralanabilir. Doğru ve zamanında sunulan mesajlar, çocuğun kişiliğinin daha sağlam gelişmesini sağlar. Anne-babaların üzerinde, en fazla durduğu konulardan birisi, çocuklarının sağlam karakterli olmasıdır. Doğruluk, dürüstlük, cesaret, fedakârlık, yardımseverlik, sorumluluk, vefa, sabır, azim, hak ve hukuka dikkat gibi çeşitli vasıflar ideal karakteri oluşturmaktadır. Çocuk bu vasıfları; anne-babasından görerek, anlatılanları dinleyerek ve eğitim sürecinde aktarılanları özümseyerek belli bir ölçüde kazanır. Bu özellikleri kazandırmada daha farklı ve yararlı yöntemler de kullanılabilir. Bu yöntemlerden biri, tarihimizdeki mümtaz şahsiyetlerin örnek alınmasıdır. Başka yöntemlerle kazandırılamayan bir karakter özelliği, örnek bir şahsiyetin hayatının anlatılmasıyla kolayca kazandırılabilir. İyiyi nazara verme, iyi olma sürecinde önemli bir yoldur.İnsan, bebeklik döneminde sevdiği kişileri ve çevresindeki aile üyelerini taklit eder. Çocuğun şuuraltına önemli mesajlar veren ailesi onun kişiliğinin gelişmesine tesir eder. Bundan dolayı anne-babanın çocuklarına davranışlarıyla örnek olması çok önemlidir. Çocuklara hikâyelerle, yaşanmış hadiselerle ve mümtaz şahsiyetlerin örnek davranışlarıyla güzel mesajlar verilebilir. Okul çağında ise çocuklar; yakın çevre dışındaki kişileri de örnek almaya başlar. Bu dönemdeki çocuklar; okuduğu, dinlediği ve gördüğü kişilerin karakterlerinden de etkilenir. Ergenlik döneminde ise, gençlerin kendilerine takdim edilen kişilerin özelliklerini mantık süzgecinden geçirdikleri, yakın hissettikleri kişileri ve popüler modelleri örnek aldıkları bilinmektedir. Bu açıdan bebeklik dönemi, okul öncesi, okul çağı ve ergenlik dönemlerinde çocuklarımıza takdim edeceğimiz örnek kişiler çok iyi seçilmelidir.
Değerlerimizi tanıyan yabancı birçok kişi büyük bir hazine keşfettiğini söylerken, kendi nesillerimize bu değerleri aktaramamamız düşündürücüdür. Ve bu durumun hissettirdiği vebal duygusu, bize ağır mesuliyetler yüklemektedir. Evet, biz yeniden ‘ev’imize dönmeliyiz; yani tarihimize, değerlerimize ve kahramanlarımıza…Bazı hâdiseler vardır ki, onların tekrar yaşanması neredeyse imkânsızdır. Söz konusu hadiselerde rol almış şahsiyetlerin karakter özelliklerinden, bizlerin ve yeni yetişen neslin haberdar olması gerekmektedir. Bu hadiselerin bilinmesi durumu, çocuklarımızla geçmiş zaman arasında bir köprü kurar ve onların gelişimlerine olumlu yansır. Tarihimiz bu açıdan son derece zengindir; kimi cesareti, kimi fedakârlığı, kimi sadakati ile şöhret bulmuş büyüklerimiz vardır. Öyleleri vardır ki, isimleri anıldığında karakteri akla gelir: Hz. Ebu Bekir’in (ra) sadakati, Hz. Ömer’in (ra) adaleti, Hz. Osman’ın (ra) edep ve hayası, Hz. Ali’nin (ra) cesareti, Hz. Halid bin Velid’in (ra) komutanlığı, Alparslan’ın kahramanlığı, Ulubatlı Hasan’ın ataklığı… Bu şahsiyetlerin tanıtılması çocuklarımızın onları örnek almasını sağlayacaktır. Bu durum onların karakterlerini güzelleştirecektir. Ne yazık ki, tarihimizdeki bu mümtaz şahsiyetleri tam anlamıyla bugüne taşıyamıyor ve onları çocuklarımıza tanıtamıyoruz. Değişim, globalleşme ve kapitalizm üçgenine sıkışan nesillerimiz, göz göre göre, sıradan beğenilerin peşinden sürüklenen hedefsiz kitleler haline gelmektedir. “Ağaç yaş iken eğilir.” deyip durmaktayız; ama çocuklarımızın gelişimi açısından çoğu kez geç kalabilmekteyiz. Meşguliyetlerimizin arkasına sığınarak, çocuklarımızı tv’ye ve bilgisayarın ne idüğü belirsiz programlarına teslim etmekteyiz. Âdeta “gizli bir eğitici” hâline gelen tv, çocukların bugününü heder ederken, yarınını da karartmaktadır. Şöhret olma, çabuk para kazanma, kendinden başkasını düşünmeme, yükselmek için başkalarını kullanma, emek vermeden kazanma, zevk ve eğlence merkezli yaşama gibi, garip bir hayat felsefesine maruz kalan çocuklarımızın karakter gelişiminde de problemler oluşmaktadır. Çocuklarımızın hızla büyüdüğü ve zamanında verilemeyen değerlerin, gelecekte verilmeye çalışılmasının oldukça zor olduğu unutulmamalıdır. Değerlerimizi tanıyan yabancı birçok kişi büyük bir hazine keşfettiğini söylerken, kendi nesillerimize bu değerleri aktaramamamız düşündürücüdür. Ve bu durumun hissettirdiği vebal duygusu, bize ağır mesuliyetler yüklemektedir. Evet, biz yeniden ‘ev’imize dönmeliyiz; yani tarihimize, değerlerimize ve kahramanlarımıza…Karakteri sağlam şahsiyetlerin çocuklarımıza tanıtılması, gelecek adına onlara güç verecek, ufuklarını açacak, dahası o şahsiyetler gibi olmaya gayret edeceklerdir. Tarihimize baktığımızda; doğruluk, çalışkanlık, fedakârlık, cesaret, yardımlaşma, sadakat, adaletli olma, edepli olma, sorumluluk sahibi olma, güvenilir olma gibi medeniyetimize ait değerlerin yaşandığı bir mazi görmüş olacağız. Bu çiçekleri teker teker çocuklarımıza tanıtmayı ve onların da bu renklerden bir renk almasını sağlamayı kendimize vazife bilmeliyiz. Bu konuda yapılabilecekleri şu şekilde sıralayabiliriz:

– Çocuklarımıza örnek ve başarılı kişilerin isimlerini koymalıyız.- Bu şahısların hayatını birlikte okumalıyız.

– Çocuğumuzun olumlu karakter özelliklerini takdir etmeliyiz.

– Tarihî şahsiyetlerin çocukluk hayatından örnekler aktarmalıyız.

– Her ay bir şahsiyeti ön plâna çıkararak onu iyice tanıtmalıyız.

– İlgili şahsiyetler hakkında kompozisyon ve şiir yazdırmalıyız.

– O kişiler hakkında sorular sorup merak uyandırmalıyız.

– Tarihî şahsiyetlerin öncesinde yaşadıkları yerlere veya türbelerine ziyaretler düzenlemeliyiz.

– Onları tanıtan kitap, CD gibi eserleri alıp çocuklarımıza hediye etmeliyiz.

– Tarihî şahsiyetlerin doğum veya ölüm günlerini hatırlayarak, bu günlere özel anlatımlara ayrıca önem vermeliyiz.

– O insanların güzel sözlerini ezberletmeye çalışmalıyız.

Dr. Hasan AYDINLI

kaynak : http://www.sizinti.com.tr/konu.sizinti?SIN=e347b632b1&k=414&1806158005

Yorum Yapın

Older Posts »